31 Aralık 2007 Pazartesi

Hoş geldin 2008, #$%!& git 2007

Ya iki ya da üç yıl önceki yılbaşıydı. Milli Piyango Yılbaşı Çekilişi için bilet almamıştım, son hafta da bilet kalmamıştı hiçbir yerde, ben de "Tüh, sağlık olsun..." falan demiştim. O günlerde bir rüya gördüm, rüyamda 31 Aralık akşamı biletim olmadığı için beni yeni yıla almıyorlardı, eski yılda kalıyordum mecburen.

2007, hayatımın en kötü yılı oldu. İnsan en çok hatalarından öğreniyor sanırım. Ama bazen, anlamak çözmeye yetmiyor anlaşılan... (Ha, 2007'de güzel anlar olmadı mı? Oldu, ama o anların çok azı güzel anılara dönüşebildi.)

İlk paragraftaki rüyamı anlatmamın sebebi de şu: yeni yıla girmek istemiyorum ben. Yeni bir yıl başlayınca birdenbire her şeyin daha iyi olacağına inanmıyorum zira. Başlıkta 2008'e hoş geldin dediğime de bakmayın, kibarlıktan dedim onu (:

Herkese mutlu yıllar...

28 Aralık 2007 Cuma

Farklı bir mizah anlayışı...

Ntvmsnbc'de bir haber okudum bugün: 2007'nin en matrak olayları diye. "2007’de dünyada insanları güldüren olaylar da meydana geldi" spotuyla başlayan haberdeki yedi adet matrak olaydan bir tanesi de şuydu:

İngiltere’nin başkenti Londra’nın merkezindeki bir lokantada yemek yiyenler, pantolonunu indiren adam yüzünden şaşkına döndü. Mutfaktan bir bıçak kapan adam, herkesin ortasında cinsel organını kesti.


Haberi yazan Anadolu Ajansı'ndaki elemanın mizah anlayışına mı şapka çıkarsam, yoksa haberi siteye koyan Ntvmsnbc elemanının mizah anlayışına mı şapka çıkarsam bilemedim. Hayat işte, kimin neyi matrak bulacağı belli olmuyor...

25 Aralık 2007 Salı

"Blood is my life"


ABD'deki senaryo yazarlarının grevi sonucunda takip ettiğim diziler birer birer sessizliğe gömülmüşken, fakültemizin öğretim kadrosunun bir bölümünün şiddetli tavsiyeleri üzerine Dexter izlemeye başladım. Başladım demişken, bayram tatilinde ilk sezonu bitirdim demek istemiştim...

Konudan kısaca bahsedecek olursak, Dexter içinde dizginleyemediği bir öldürme dürtüsü olan temiz yüzlü bir arkadaşımızdır. Gündüzlerini Miami polisinin adli tıp bölümünde kan analizi yaparak geçiren Dexter, geceleri ise seri katil olarak adam öldürmekte, öldürdüğü insanlardan bir damla kan alıp koleksiyonunda saklamaktadır. Günlerden bir gün Miami'de bir fahişenin ölü bedeni bulunur ve cesette bir damla bile kan yoktur. Soruşturma ilerledikçe Dexter bir taraftan kendi kökenlerini keşfetmeye diğer taraftan ise çevresiyle olan ilişkilerini gözden geçirmeye başlar ve olaylar gelişir... -Ne kadar da cıvık başlayıp gazetelerin sinema sayfasındaki tanıtımlar gibi bitirdim, haddi hesabı yok-

19 Aralık 2007 Çarşamba

Nuh'un gemisinde tek başına gibi...

Barış Manço, Kara Sevda'nın sözlerini yazarken acaba kimse ona dedi mi, ya da kendi düşündü mü "Ulan eksi 40 derecede su olmaz, olsa olsa o buz olur" diye? Eğer düşündüyse o dizelerin altında aslında farklı bir anlam mı var? Nasıl yorumlamak gerekiyor?

17 Aralık 2007 Pazartesi

Azar azar, bölüm bölüm, yavaş yavaş

Bugün yaşıtım olan yakın bir arkadaşım, kendisinden birkaç yaş küçük birisiyle telefonda konuşurken cümle içinde "peyderpey" kelimesini kullandı. Sonra durdu. "Siz peyderpey ne demek biliyor musunuz?" diye sordu. Sanırım olumlu bir cevap aldı ve konuşmasına devam etti. Ben durum da beni eğlendirdi.

Bugün bir iş görüşmesine gittim. Görüşme süreci devam ediyor, henüz portfolyomu gösterebilmiş değilim, biraz ani oldu bugünkü görüşme. Bununla birlikte kariyer planı seçeneklerime bir tanesi daha eklendi. Zaten iki taneyken sıkıntı yaratıyorlardı, şimdi daha da üstüme gelmeye başladılar sanki. Off, son sınıftayken önünde en az bir kariyer seçeneği olan bir insanın şikayetçi olması bir taraftan vicdan azabı da yaratmıyor değil aslında. Aman, ne bileyim...

16 Aralık 2007 Pazar

Teenager olmamanın dayanılmaz ağırlığı

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de Norveç işi beremi kaybettim dün. Hani teenager falan olsam MSN'de ismimin yanına "Life sux ))): Fuck the world!" falan yazmıştım şimdiye...

13 Aralık 2007 Perşembe

Bitmiş cümlelerin sonuna üç nokta koymak üzerine...

Bir şeyler yazmaya başladım önce, ingilizce... Birkaç cümleden sonra sildim...

Sonra başka bir şeyler yazmaya başladım, Şebnem Ferah'ın "Korkarak yaşıyorsan" şarkısına cevap niteliğinde... Yazdım bir süre, sonra sildim...

Bu olaylar olmadan önce, olurken ve olduktan sonra; kafamdan cümlecikler geçti. Bir kısmı korkup geldiği yere geri kaçtı; geri kalan cümlecikler ise kafamdan dışarı çıkınca kendi varlıklarını sorgulamaya başladılar, daha fazla dayanamadılar ve var olmaktan vaz geçtiler...

Yağmur ne zaman diner acaba?

9 Aralık 2007 Pazar

Çin demişken III

Sevgili alces'in Çin demişken serisine naçizane bir ek yapayım dedim, ek yapmışken konuyu biraz dallandırıp budaklandırdım, internette sansür üzerine kendimce bir şeyler konuştum, umarım sevgili alces bu yaptıklarımda bir mahzur görmez.

Bilindiği üzere Çin, bir hayli sansür uygulayan bir hükümete sahip ve bu sansürden internet de nasibini alıyor. Erişimi engellenen siteler arasında şunları saymak mümkün: Wikipedia (31 Ağustos 2007'e kadar sadece Çince versiyonu, ardından tüm Wikimedia siteleri), Project Gutenberg, BBC Çince Servisi, Birleşmiş Milletler Haber Sitesi, Yahoo! Hong Kong, Yahoo! Tayvan Haber Sitesi, Opera Community Blogları, flickr serverları (Sitenin kendisi açılıyor ama image serverları bloke), Blogspot blogları (Ama Blogger değil, nasıl ve neden oluyorsa), Wordpress, Yahoo! Tayvan Blogları, Hong Kong Demokratik Partisi, Merkezi Tibet Yönetimi vesaire vesaire...

Bu yukarıdakiler erişimi engellenen siteler. Sansürün başka metodları da mevcut elbette. Mesela Google China belirli siteleri filtrelemek zorunda kaldı Çin'de iş yapabilmek için: 1989 Tiananmen Meydanı Olayları, Tibet ya da Tayvan'ın bağımsızlığı vs. konularını içeren siteleri arasanız da bulamıyorsunuz Google'da.

Şu sıralar, Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere uluslararası sivil toplum kuruluşları Çin'deki insan hakları ihlallerinin durması için çağrıda bulunuyorlar. 2008 Olimpiyatları'nın Pekin'de yapılacağı da göz önünde bulundurulursa durumun vehameti daha da belirginlerşiyor sanırım.

Çin'de internetin sansürlenmesi ve Uluslararası Af Örgütünün raporları için yazının sonundaki linklere bir göz atınız lütfen.

Şimdi -Ertuğrul Özkök edasıyla- gelin bir de kendimize bakalım: Çin kadar sistemli bir internet sansürleme yapısına henüz sahip değiliz ama gün geçtikçe o noktaya ilerliyoruz sanki. "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" lafı tanıdık değil mi sanki? Wordpress'e erişim yasağı hâlâ devam ediyor ("T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir."). Daha bu yaz YouTube yasaklanmıştı hatırlarsanız.

İnternet sitesi sahiplerinin bulundukları ilçedeki Cumhuriyet Başsavcısı'na sitelerinin iki adet kopyasını göndermelerini içeren yasa tasarısının Sezer tarafından iptal edilmesinin üzerinden çok da fazla zaman geçmeden internetin sansürlenmesi için yeni yaklaşımlar gün be gün beliriyor. Bu minvalde halkımıza sunulan en son hizmeti de tanıtalım: Telekomünikasyon Kurumu Bilgi İhbar Merkezi. Sakıncalı bulduğunu siteleri ihbar etmeniz için. Telefon numarası da mevcut isterseniz.

Sonuç olarak internette sansüre hayır diyerek yazıyı kapatmaya yaklaşalım. Uluslararası Af Örgütü'nün sansürün etrafından dolanmak için başlattığı bir kampanya var, blogumu bu kampanyaya alet etmeye karar verdim. Kampanya hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Son olarak, birtakım linkler, for further reading:

Great Firewall of China
Wikipedia: Cencorship by Google
Wikipedia: Internet censorship in the People's Republic of China
Amnesty International: Legacy of the Beijing Olympics - China's choice

ve

Great Firewall of Turkey

ve de

Bilişim STK Platformu

5 Aralık 2007 Çarşamba

Mr President

Bugünkü Penguen'de (Aslında yarınki Penguen oluyor) "Küçük devletin başkanı da ne pismiş" diye bir karikatür vardı. Eve dönerken otobüste okudum.

Eve geldikten sonra haberlere bakınırken de şu haberi gördüm. Tıklamamış olanlar için kısaca özetleyeyim, Gloria Jean's KKTC'de ilk şubesini açmış, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da açılışa katılmış.

KKTC'ye uygulanan ambargonun yan etkilerinden bir tanesi de çok uluslu şirketlerin çeşitli baskılar sonucu Kuzey'de şube açmalarının engellenmesi. Çoğunlukla şirketler bu baskıların etrafından dolanıyorlar, en göze çarpan örneği sanırım hizmet ve ürünleri birebir aynı olmasına rağmen KKTC'deki Burger King franchise'ının isminin Burger City, Whopper'ın da W Burger olmasıdır.

Bu durumda Gloria Jean's'in KKTC'de şube açmış olması ve bunu ismini GJC's gibi bir şey yapmadan gerçekleştirmiş olması, izolasyonların bir nebze de olsa azalmaya başladığının bir göstergesi olarak elbette ki önemli bir durum. Ancak, bir ülkenin cumhurbaşkanının bir kafe açılışına katılmış olması da bana ilginç geldi açıkçası. Olumlu ya da olumsuz değil, sadece değişik...