23 Eylül 2008 Salı

Evrim mi? Ha yok, biz daha onu olmadık...

O çok sevdiğimiz "Bu siteye erişim engellenmiştir" ekranı bir siteyi daha kararttı, bilmem farkında mısınız? RichardDawkins.net

Dawkins website banned in Turkey

A Muslim creationist told Istanbul courts the site was "blasphemous" in content

A Muslim creationist has succeeded in getting the website of leading atheist Richard Dawkins banned in Turkey after he complained that its contents were blasphemous.

Internet users living in Turkey are now subject to a court order which prohibits them from accessing the popular site richarddawkins.net . The court in Istanbul issued its judgement after author Adnan Oktar claimed Atlas of Creation, a book he has written which contests arguments on evolution, had been defamed on Dawkins' website. haberin devamı


Vaktiniz varsa şu haberi de okuyun.

En önemlisi de, lütfen ama lütfen, Dawkins'in siteye erişimin engellenmesine sebep olan yazısını okuyun:

Orijinali: http://richarddawkins.net/article,2833,UPDATED-Venomous-Snakes-Slippery-Eels-and-Harun-Yahya,Richard-Dawkins

Bu da Türkçesi:http://www.richarddawkins.net/article,3151,Zehirli-Yilanlar-Kaygan-Yilanbaliklari-ve-Harun-Yahya,Richard-Dawkins

Bu arada, yazıya olan ilginin sitenin erişiminin engellenmesiyle arttığını, site engellenmese muhtemelen kimsenin bu yazıyı asla Türkçe'ye çevirmeyeceğini de belirtmek istiyorum.

Dawkins'in sitesine girebilenler de şöyle bir açılış sayfasıyla karşılaşıyor(muş tabii, ben girebilenlerin yalancısıyım, çok şükür ki ben böyle zararlı içeriklere erişemiyorum)

22 Eylül 2008 Pazartesi

Çamurluksuz ve yağmurluksuz yola çıkan bir bisikletlinin yürek burkan, dramatik ama bir o kadar da sıcak öyküsü

Hani şair* diyor ya "Sensiz İstanbul'a düşmanım" diye. İnsanın kimi zaman bu önermeye katılası gelmiyor değil. Ne var ki, dün Ortaköy'den bisikletimle eve dönmeye çalışırken fikrim değişti. Baştan belirteyim, bisikletimde çamurluk yok, yanıma yağmurluk da almamıştım, yani bisikletle her zaman çıktığım gibi şort ve tişörtleydim. Hatta Ortaköy'de farkına varmadan bisiklet eldivenimin tekini de düşürmüşüm.

Ortaköy'de Emre ve Filiz'le otururken yağmur başladı, hâlihazırda kararmakta olan hava biraz daha koyulaştı, ben de daha geç olmadan kendimi yola vurdum, Arnavutköy'ü geçip Bebek'e ulaştığımda ak iplik kara iplikten ayrılmaz hâle gelmişti, yoluma devam ettim.

Rumeli Hisarı'nın önündeydim, sağlam bir rüzgar bastırdı karşıdan. Hava kararmış, rüzgara karşı pedal çevirirken "Keşke gözlüğümde cam silecekleri olsaydı" diye düşünüyorum çünkü her ne kadar sağanak olmasa da yağmur yeterince etkili: tişörtüm sırılsıklam, arka tekerleğimden sıçrayan çamurlar kaskımdan damlayan sulara karışıyor ve rüzgarın etkisiyle karşıdan karşıdan gelen yağmur damlaları gözüme doğru gelirken gözlük camında takılıp kalıyorlar.

O esnada kafamı kaldırıyorum, karşımda Fatih Sultan Mehmet köprüsü, ışıklarını yakmış, hemen bir metre sağımda dalgaları yükselmiş ve köpürmeye başlamış Boğaziçi, rengi petrol yeşilinden siyaha dönmeden önceki son çıkış. O esnada aklıma bu yazının ilk cümlesindeki alıntı geliyor ve "Yok be birader, düşman olunmaz İstanbul'a" diyorum...

(...)

Yokuş ıslak, dik kısmını bu tekerleklerle çıkmam mümkün değil, bisikleti elime alıp tırmanmaya başlıyorum, yağmur biraz hafiflemiş...

*: Gripin & Emre Aydın

8 Eylül 2008 Pazartesi

Google Chrome'un hayatımızdaki önemi üzerine bir kompozisyon (Bugün okullar açıldı lan...)

Google Chrome'dan geçen hafta bahsetmiştim. Aslında perşembe günü de hızlı bir değerlendirme -Gavurun "Quick&Dirty" dediği türden- yapmak istiyordum ama vakitsizlikten bugüne kaldı.

Tabii, bu kadar gecikince, zaten yazılacak pekçok şey yazılmış çizilmiş oldu:
  • Hızlı
  • Eksikleri var
  • Zaten henüz beta

Bildiğiniz gibi alışmış kudurmuştan beterdir, ben de Opera alışkanlığımı yakın zamanda değiştirecek değilim. POP3 email desteği olsun, mouse gestures olsun bunlar kolay vaz geçebileceğimiz özellikler değil. Diğer taraftan, ajanstayken Photoshop sürekli açık durduğundan, bilgisayarı daha az zorlamasından dolayı çoğunlukla Chrome'u kullandığımı belirteyim ve hatta bu yazıyı Chrome'da yazdığımı da ekleyerek bu paragrafa bir nokta koyayım.

Chrome'un beni en çok cezbeden özelliğini anlatmak istiyordum aslında bu yazıda, o da şu: herhangi sayfa açıkken o sekmeyi tutup dışarı sürükleyebiliyorsunuz. O zaman ne oluyor, o sekme kendi penceresinde bağımsız ve hatta adres satırı olmadan, kendisi bir uygulamaymış gibi çalışabiliyor. Siz bu sayfa için masaüstünüz olsun, efendime söyleyeyim başlat menünüz olsun istediğiniz yere kısayol da koyabiliyorsunuz. Diyelim ki -benim de yaptığım gibi- e-posta sayfanız hep açık olsun istiyorsunuz. İşte bu dediğimi e-posta sayfanıza uyguluyorsunuz, daha sonra o kendi kendisine bir programmış gibi takılıyor. Başka sayfalarla, sekmelerle muhatap olmuyorsunuz. Ne güzel...

7 Eylül 2008 Pazar

9/7

Eylül, MÖ 153 yılına kadar Roma takviminin yedinci ayıydı, yedinci anlamına gelen septimus kelimesinden gelmekte.

Bir zamanlar, Eylül ayını severdim. Artık sevmiyorum...

Despair: Dreams. What are dreams? Dreams are nothing, my brother.
Morpheus: Dreams are "nothing," sister? Without dreams, there could be no despair.

Neil Gaiman, Fables & Reflections, Three Septembers and a January

2 Eylül 2008 Salı

Google Chrome

Beni tanıyanlar bilirler, ateşli bir Opera Browser savunucusuyumdur, masaüstü bilgisayarım HAL9000 olsun, taşınabilir bilgisayarım R2-D2 olsun ve hatta cep telefonum -yapılacaklar: cep telefonuna isim bul- olsun internette Opera'yı tek geçerim. Firefox'a burun kıvırır, IE'den köşe bucak kaçar, Safari'yle de merhaba-merhaba düzeyinde tutarım ilişkimi.

Duyduk ki Google kendi web browser'ını çıkarmaya hazırmış. Dün internetten yaymaya başladığı 38 sayfalık çizgi romanla Google Chrome'un arayüzünü, çalışma prensiplerini anlatmış. (Bu arada çizgi romanın da "Understanding Comics" adlı eseriyle tanıdığımız Scott McCloud tarafından çizildiğini de belirtelim.) Çizgi romana McCloud'un sitesinden erişebileceğiniz gibi, doğrudan Google'dan da erişebilirsiniz.

38 sayfayı okumaya üşenenler için kısaca bahsedelim Google Chrome'dan: her zamanki ukalalığımla belirtmek istiyorum ki görünüm ve kullanılırlığa dair bize sundukları hâlihazırda Opera tarafından sunulan özellikler (Örneğin açılış sayfası Opera Speed Dial'dan pek de farklı değil). Bunun bir suçlama olduğu düşünülmesin lütfen, başarılı bir uygulamayı kullanmaktan doğal bir durum yok, Amerika'yı yeniden keşfetmeye de gerek yok. Zaten Google da, açık kaynaklı olacak bu browser'ı tanıtırken "We want others to adopt ideas from us, just as we've adopted good ideas from others" diye belirtmekte.

Web uygulamalarını adres ve araç çubuğu olmaksızın kendi pencerelerinde gösterecek olan Chrome'un muhtemelen getireceği en önemli yenilik, her sekmenin memory kullanımının bağımsız olacak olması. Bu da şu anlama geliyor: IE, Safari, Firefox ya da Opera'da açtığınız sekmelerden bir tanesi haldır huldur bir java uygulamasının kodlarını çözmeye çalışırken siz diğer sekmede mailinizde scroll bile yapamıyorsunuz ya; işte Chrome'da söz konusu sekme kendi yağında kavruluyor olacak, beceremezse de sadece o sekme çökecek, programın geri kalanında bir sıkıntı yaşanmayacak. Zira, bugün kullandığımız browser'ların tümünde bir Üç Silahşörler yaklaşımı hakimdir: bir sekme çökerse tüm sekmeler çöker. Aynı zamanda Google Chrome'da Windows'taki Görev Yöneticisi (Task Manager, ctrl+alt+del'e basınca açılan pencere var ya, işte o) benzeri bir özellik de mevcut olacak. Böylece kullanıcının hangi sekme ne kadar indiriyor, ne kadar memory harcıyor gibi bilgileri görmesi mümkün olacak.

cnet'in haberine göre Google Chrome bugün yerel saatle 11:00'de, TSİ 21:00'de Google'ın merkezinde yapılacak bir basın toplantısıyla tanıtılacak ve muhtemelen bu saatten sonra da beta sürümü http://gears.google.com/chrome/ adresinden indirilebilecek.

Detaylı bilgilere ve daha fazla ekran görüntüsüne Google Blogoscoped'dan ulaşmak mümkün.