29 Ekim 2008 Çarşamba

Virüs hareketi!

Bu bir nedir?: Türkiye'de internetin nasıl sansürlendiğini anlatan ibret verici trajikomik bir öyküdür. Burada bu yazının ne işi var?: İnternette bir sayfayı sansürlemenin bilginin yayılmasını engelleyemeyeceğini göstermek için. Bu yazı bugün 3, yarın 5, öbür gün 15 sayfada olduğu zaman kimin neyi nasıl sansürleyeceğini kara kara düşünmesi için. Peki ben ne yapayım?: Bu yazıyı kendi bloguna koy, facebook'ta Sansüre Sansür grubunun ve Virüs Hareketi etkinliğinin sayfaların bak. Virüs derken?: Benden sana, senden ona, böyle salgın gibi yayılsın diye...


“Hocam, sen virüs nasıl yayılır bilir misin?” 4 Perdelik Trajikomedi

Perde 1
“Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı isimli” yazı Leeds Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi üyesi Kerem Altıparmak tarafından yazılmış ve 20 Ekim'de bianet'te yayınlanmıştı. Oktar'ın bugüne kadar aynı gerekçelerle Silivri ve Gebze mahkemelerine yaptığı başvuruların sonucunda 61 sitenin erişime kapatıldığını hatırlatan Akdeniz ve Altıparmak, bu durumun mahkemelerin yorum yöntemlerini kullanmasıyla ilgili bir sorundan kaynaklandığını belirtiyordu. Buna göre, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”u es geçen mahkemeler, hakaretle ilgili diğer düzenlemeleri uyguluyor. Oysa, konuya ilişkin özel bir düzenleme getiren 5651 sayılı kanunun uygulanması gerekir. Bu kanunda da sitelerin erişime kapatılması gibi bir düzenleme bulunmuyor. Akdeniz ve Altıparmak, hali hazırda kapatılacak siteye kapatmadan önce savunma hakkı verilmediğine, birçok durumda kapatmaya gerekçe gösterilmediğine de dikkat çekiyordu.

Yazının tamamı:
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/110319/internete-karsi-adnan-hoca-tum-kapatmalar-hukuka-aykiri

Perde 2
A.O ve avukatları Bianet’e, aba altından soba gösteren bir tehdit mektubu yollarlar, ki bu mektubun tarzı yaklaşık şöyledir:
“Sitedeki, müvekkillerim ile ilgili söz konusu hukuka aykırı yayınların 24 saat içinde yayından çıkarılmasını talep ediyor, aksi halde bu yayınların kaldırılması amacıyla mahkemeye başvurmak zorunda kalacağımızı ihtaren bildiriyoruz. Benzeri durumda, Türk Mahkemeleri başta wordpress.com, richarddawkins.net, egitimsen.org.tr ve groups.google, gazetevatan.com sitesi olmak üzere çok sayıda internet sitesine Türkiye’den erişimi yasaklamışlardır. Bu nedenle milyonlarca kişi halen bu sitelere Türkiye’den ulaşılamamaktadır.”

Yazının tamamı:
http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=210

Perde 3
Bianet bu tehdite aldırmaz, avukatlara sorar, ilgili yazıda hakaret içeren hiçbir şey olmadığını vurgular, bir de utanmadan “kapamıyoruz” diye bir yazı koyar ana sayfasına.

Yazının tamamı:
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/110527/adnan-oktarin-kapatma-tehdidiyle-yayindan-yazi-kaldirmiyoruz

Perde 4
Ama işte internet öyle bir şeydir ki, okunmasını istemediğiniz yazılar bile, bir bakarsınız bloglarla, gazete yorumlarıyla, facebook’la, email gruplarıyla, ekşi’de, sosyomat’ta, wiki’de, bigu’da, friendfeed’de, twitter’da ve daha binlerce sosyal platformda birden yayılıverir, nereyi temizleyeceğini, sansürleyeceğini şaşırırsın. Bu bilgi çağında bilgiye erişimi engellemek zor be hocam, ne yaparsın.

Ha bir de, tdk.gov.tr katkılarıyla bilginize sunarız:
Eleştiri - is. 1. Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit.
Hakaret - is. (haka:ret) 1. Onur kırma, onura dokunma. 2. Küçültücü söz veya davranış.

Sansüre Sansür Hareketi
http://www.sansuresansur.org

26 Ekim 2008 Pazar

Blogger Türkiye'de yasaklandı / Blogger banned in Turkey / Blogger bloqué en Turquie

Scroll down for English version
Faites défiler vers le bas pour la vérsion Française

-->

Sevgili okuyucu,

Bildiğin gibi wordpress, youtube, richarddawkins.net ve sayısı bini aşkın başka internet siteleri gibi, blogger.com sitelerine de Türkiye'den erişim engellendi. Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsan bu demek oluyor ki Türkiye'de değilsin*. Sana orada kalmanı tavsiye ediyorum. Zira, bu devlet ifade özgürlüğü gibi temel insan haklarını sağlamamak konusundaki tutumunu artık internet üzerinden bütün dünyaya duyurmaktan çekinmeyecek cüretkârlığa ulaşalı çok oluyor.

Sevgili okuyucu, 46 gün sonra İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 60. yılını kutlamayı unutma lütfen, biz burada kutlayamıyoruz da...

*: Ya da çeşitli arka kapıları zorluyorsun, bence hiçbir sakıncası yok.

--->

Dear reader,

I don't know if you've heard about this, but access to blogger.com is forbidden in Turkey since yesterday, just like more than a thousand web sites including wordpress -currently accessible-, youtube and richarddawkins.net. If you can read this article, it means that you're not in Turkey*. I advise you to stay there, because this state is now bold enough to declare to the whole wide world on Internet that it does not have any concern of ensuring fundamental human rights, such as the freedom of expression.

Dear reader, please do not forget to celebrate the 60th anniversary of The Universal Declaration of Human Rights, for we cannot do it in here...

Please read: http://advocacy.globalvoicesonline.org/2008/10/25/bloggercom-banned-in-turkey/

*: Or you're using one of the many backdoors, which I totally approve of.

--->

Cher lecteur,

Je ne sais pas si tu l'as entendu, mais l'accès à blogger.com est interdit en Turquie depuis vendredi 24 septembre, comme plus d'un millier de sites Web, y compris wordpress -actuellement accessible-, youtube et richarddawkins.net. Si tu peux lire cet article, c'est-à-dire que tu n'es pas en Turquie*. Je te conseille d'y rester, parce que cet État a maintenant l'audace de déclarer au monde entier sur Internet qu'il n'a pas la moindre intention d'assurer les droits de l'homme fondamentaux, tels que la liberté d'expression.

Cher lecteur, s'il te plaît n'oublie pas de célébrer le 60e anniversaire de la Déclaration Universelle des Droits de l'Homme, car nous ne pouvons pas le célébrer ici ...

Lisez SVP:
http://advocacy.globalvoicesonline.org/2008/10/25/bloggercom-banned-in-turkey/ (en anglais)
http://www.pcinpact.com/actu/news/46886-censure-blocage-blogger-turquie-filtrage.htm

*: Ou bien, tu utilises une des nombreuses voies alternatives, dont je suis entièrement d'accord.

23 Ekim 2008 Perşembe

Aha ben!

10 yıldan uzun süredir çeşitli mizah dergilerini okurum, ilk defa bugün Penguen'de bir karikatürde benim ismimde bir karaktere rastladım, pek sevindim, sizlerle de paylaşayım dedim...

Teşekkürler Cem Dinlenmiş!

19 Ekim 2008 Pazar

Blog için yeterince vakit ayıramamanın verdiği derin mihnet

Bloga yazı yazmanın ne kadar zaman aldığını çalışmaya başladıktan sonra fark ettim. Elimden geldiğinde özenli yazmaya çalışıyorum zira. İfadelerin problemsiz bir akışa sahip olduğundan emin olmadan yazımı göndermiyorum. Kimi zaman birilerinden -çoğunlukla da Deniz oluyor bu- yardım istiyorum "Bu laf olmuş mu sence?" diye. Tabii, yazımından kıllandığım kelimelerin nasıl yazıldığını TDK'dan kontrol etmek, refere ettiğim eserlerle ilgili doğru bilgileri IMDb'den ya da Wikipedia'dan kontrol etmek, gerekli sayfalara link vermek, linklerin çalıştığından emin olmak gibi işlemleri de yapınca ortalama uzunlukta yazdığım bir yazı, çoğunlukla bir saatten fazla bir vakit alıyor. Bu tarz bir vakti çalışmaya başladıktan sonra kolay kolay ayıramaz hâle geldim.

Çalışmaya başlamak dedim, bundan henüz blogda bahsetmemiştim, bahsedelim. Efendim, kiminizin bildiği, kiminizinse şu anda öğrendiği üzere, bir reklam ajansında çalışmaktayım iki aydır. Yoğun bir temposu var, gece geç saatlerde çıkıyorum genellikle. Hatta şu ana kadar ajanstan en erken çıktığım saat 18:30 idi, o da ajansca karaoke'ye gittiğimiz akşamdı (:

Tahmin edebileceğiniz gibi ajanstaki günümün aslında çok büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiriyorum, gelin görün ki bloga bir şeyler yazmak çok da mümkün olmuyor bu esnada, birkaç sebepten ötürü. Birincisi elbette ki yukarıda bahsettiğim özeni gösterecek kadar vakit ayıramamak oluyor, ajansta kim bir saati kaybetmiş de ben bulayım. Diğer taraftan, konsantre olmak da çok kolay olmuyor. Üçüncü sebebim ise henüz ajansta bir bilgisayarımın olmaması. "Nasıl yani?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim -Bu da ne biçim bir laf ya, ulan ben burada oturmuş, bir taraftan Efes Dark'ımı yudumluyor, diğer taraftan da Jace Everett dinliyorken sizi nereden duyayım... Resmen saçmalık... Neyse...-.

Ajansta henüz bir bilgisayarım yok diyordum, o yüzden iki aydır, yani işe başlayalı beri ajansa R2-D2 ile birlikte gidiyoruz. Başlarda fena olmasa da bu yoğun tempo son zamanlarda R2-D2'yu bir hayli yormaya başladı. Ne yalan söyleyeyim, zamanla yaşlandı ve ağır işler yapamaz hâle geldi. Yine de hakkını vermek lazım, hem işte, hem de evde elinden geldiğince sızlanmadan işini yapmaya çalışıyor. Yine de, bu hafta ajansta bana bir bilgisayar gelmesini bekliyorum, umuyorum ki daha verimli şekilde çalışmaya başlayabileceğim ve belki bloga bir şeyler yazmaya bile fırsatım olabilecek...

Mesela, Helvetica ile ilgili yazmaya başladığım bir yazı var, hâlâ taslak olarak bekliyor... Onun dışında, şu yazıda başladığım dizilerin yeni sezonları hakkında atıp tutma serisi var mesela yazmaya devam etmek istediğim. Ama yazmayı bırakın, bayramdan sonra yayınlanan bölümleri izlemeye bile fırsat bulamadım henüz.

Aslında bu yazıda başka şeylerden de bahsetmek istiyordum, mesela geçen hafta uluslararası bir sempozyumda yaptığım akademik sunumdan ya da ertesi günkü askerlik şubesi maceramdan... Ama yazı haddinden fazla uzadı ve benim de uykum geldi, zaten dün gece de geç yattım...

7 Ekim 2008 Salı

Sınırları aşan Gudik sevgisi...

Gün geçmiyor ki bu bloga duyulan sevgi çoğalmasın, dünyanın dört köşesinden bu blogun sayıları her gün artan takipçileri, hayranları bu sevgilerini dışa vurmak için çırpınmasınlar. İşte aşağıdaki fotoğrafı da yine bir başka Gudiksever olan sevgili Sedef hanım - Nâm-ı diğer Sedefu San - geçen hafta Stokholm'de çekmiş.

Bu arada, TDK Yazım Kılavuzu'na göre "nâm-ı diğer" sözünün "namıdiğer" şeklinde yazılması gerektiğini biliyor muydunuz?


5 Ekim 2008 Pazar

Prison Break: kaç kaç nereye kadar be kardeşim...

Efendim malumunuz TV dünyasında yeni sezon başladı. Takip ettiğimiz diziler de bir bir ekranlarımızda yer almaya başladılar. Ben de şu sıralarda yeni bölümleri takip etmekle uğraştığımdan -ve aynı zamanda başka bir şey yazmaya da üşendiğimden- takip ettiğim diziler hakkında üç beş kelâm edeyim dedim. Bu yazı muhtemelen dizilerin evvelki sezonlarına dair spoiler'lar içerir, ona göre okuyun. Yeni sezona dair spoiler varsa onu özel olarak belirtirim.

Geçenlerde bir akşam Sadun beyciğimle de tartıştığımız, ekranlarımızın vazgeçilmez adrenalin pompası Prison Break'le başlayalım. Bildiğiniz üzere tek sezon olması planlanmış bu macera fırtınasının 24'ün bıraktığı boşluğu sezon sonuna kadar doldurması planlanıyordu. Ancak vücudunun üst yarısını kaplayan dövmeleriyle bizleri ekran başına kilitleyen Wentworth Miller abinin karizması -gayleşiyorum muntazaman- diziye duyulan ilgiyi beklenmedik bir yüksekliğe çekince devam sezonları da kaçınılmaz oldu.

Böyle olunca da hikayenin seyrinde değişiklikler meydana geldi. Birinci sezonda hapishaneden kaçmayı başaran elemanlarımız ikinci sezon boyunca kanundan kaçtılar ve o ya da bu şekilde ikinci sezon bittiğinde kendilerini bu defa bambaşka bir hapishanede buldular. Tahmin edebileceğiniz gibi üçüncü sezon da bu hapishaneden kaçmakla geçti. Bu arada, daha ikinci sezonun başında John Abruzzi, nam-ı diğer Peter Stormare'ye veda ettik, çok üzüldük.

Dördüncü sezonda ise bu macerayı seven kardeşlerimiz kaçmaktan sıkılıp kendilerini kovalamaya verdiler. Hikayedeki bu radikal değişimi sağlayabilmek için de senarist kardeşlerimiz dizinin şu ana kadar öyle ya da böyle mevcut olan tutarlılığını zorlayacak hareketlere girişerek bizi üzdüler. -Dikkat spoiler- Sarah'nın geri dönme meselesinden bahsetmiyorum bile ama birisi şunu söylesin: Bizim adamlarımızın kaçmak için tam bir sezon çırpındıkları Sona'dan Sucre, Bellick ve T-Bag nasıl oluyor da 3 gün içinde "Abi bir isyan çıkmış, kaçmışlar" diye çıkabiliyor -Spoiler bitti gibi-. Bu ve bunun gibi zorlama tesadüfler bana göre dizinin evvelki sezonlarda yarattığı kredisinden ciddi anlamda yiyor. Neyse ki, birinci bölümünden itibaren giriştikleri bu yeni hikayeyi çok ellerine yüzlerine bulaştırmış değiller, keyifli bir şekilde ilerlediğini söyleyebiliriz. Ne var ki, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, dizi bu sezonunda büyük bir izleyici kaybına uğramış ve sezonu bitirmeden yayından kalkması dahi muhtemelmiş. Yapımcılar "Elimizde güzel bir sezon finali fikri var, olur da dizi yayından kalkacak olursa o fikri dizinin finali olarak çakabiliriz" demişler...

Bir sonraki yazıda bir başka dizi hakkında atıp tutacağız. Artık Heroes mu olur, Terminator The Sarah Connor Chronicles mı olur bilemem. Zira ikisinin de yeni sezonundan bir şey anladıysam arap olayım...

4 Ekim 2008 Cumartesi

Jumbo!

Bilen bilir, odam genellikle dağınıktır. Hatta şöyle açıklayayım, şu anda oturduğumuz eve taşınalı 3 yıl olmak üzere, ben tam anlamıyla odama yerleşmiş değilim (Son kutumu 1 yıl önce açtım ama...).

"Madem üniversite de bitti" diyerek bu yaz yine odamı toplamaya niyetlendim, Şok'a gidip çöp torbası aldım bu iş için. Tahmin edebileceğiniz gibi, niyetlendiğim işi gerçekleştirmedim henüz. Bugün boş vaktim olunca bari odayı toplamaya girişeyim dedim, çöp torbalarını çekmeceden çıkardım.

Orta boy olduğunu düşünerek almıştım torbaları, yani markette durdukları yer orta boy torbaların durduğu yerdi, ama anlaşılan bu araya karışmış. Rulo şeklindeki torbalardan üsttekini çekmeye başladım, geldikçe geldi. Sonra bir fark ettim ki torbalar "Jumbo boy" imiş. Kassam ben girerim yani içine.

Böyle yani, neyse ben işe koyulayım...

1 Ekim 2008 Çarşamba

Gudik olunmaz, Gudik doğulur (?)

Bu arada, dalgınlıktan fark etmemişim: 10 Eylül 2007'de hayatına "Norwegian Ridgeback" adıyla başlayan bu blog, 1 yaşını doldurmuş meğer. Okurların her birine, tek tek ellerinden sıkmak, duruma göre yanaklarından öpmek suretiyle teşekkür ederiz, tekrar bekleriz...

Hayatımızda soundtrack'in önemi

Bir öncekinden ya da bir sonrakinden hiçbir farkı olmayacağına inandığınız bir güne başlamış "hımrrfph" diye ortalıkta dolaşırken görürsün (1), müzik değişir, gün hafiften iyileşir.