27 Şubat 2010 Cumartesi

Untitled blog post.

Bir süredir hayatımda tek iyi giden şeyin iş olması benim canımı biraz sıkıyor.

22 Şubat 2010 Pazartesi

!f İstanbul 2010'un ardından...

Bir !f İstanbul daha geldi geçti hayatımızdan. Şehrimiz yine bağımsız filme doydu. Bendeniz de naçizane ne zamandır ağız tadıyla güzel bir Amerikan bağımsızı izleyemedim diye düşünerek kendime o yöne eğilen bir seçki hazırlayıp izledim. Buradan bakabilirsiniz.

Sıradan, kısa kısa değerlendirelim:

Kendi adıma açılışı Mary and Max ve Fantastic Mr. Fox'la yaptım. Bahadır Bey'le birlikte gerçekleştirdiğimiz bu "İki süper film birden" animasyon aktivitesinden memnuniyetle ayrıldık.

Mary and Max, senaryosunun bir-iki yerde klişelere boyun eğmesinin haricinde ziyadesiyle keyifli bir filmdi. Aardman tarzı stop motion tekniğinin çocuksu yönünü yitirmeden, yetişkinliğin ağırlığını taşıyan bir film başarıyla kotarılmış.

Fantastic Mr. Fox

Fantastic Mr. Fox ise; Wes Anderson'a özgü absürdlüğüyle, zengin seslendirme kadrosuyla -George Clooney, Meryl Streep, Bill Murray...- ve özenle seçilmiş renk paletinin ruh kattığı kusursuz görselliğiyle adeta yağ gibi akan bir animasyon olmuş. Defalarca izlenebilir, ki izleyenler varmış...

Precious ise yılın en çok ses getirecek -ABD'de getiriyor, burada da getirir yakında- filmlerinden biri olacak görünüşe göre. Şu ana dek bolca ödül topladı. Altı dalda Oscar'a aday oldu ki buna ilk profesyonel oyunculuk deneyimini yaşayan başrol oyuncusu Gabourey Sidibe'nin En İyi Kadın Oyuncu dalındaki adaylığı da dahil. Sırf konusunu okumanın bile insanın içini sıktığı filmi izlemek de çok keyifli değil, ne yalan söyleyeyim. Ama izlemeye değer, pişman olmazsınız...

!f İstanbul sitesindeki listemde var olmasına rağmen, annemin doğumgünü için yaptığımız sürpriz aktivite nedeniyle Metropia'ya gidemedim. Sağ olsun, Demet hanım biletimi değerlendirdi, değerlendirmekle kalmayıp blogunda da iki kelam etti.

Senaryosunun Kim Ki-duk ustanın yazdığı Yeong-hwa-neun yeong-hwa-da ise -Kısaca Darbe diyelim- uzakdoğu tarzı, varoluşçu tartışmalarla bezenmiş aksiyon filmlerinden hoşlananlar için güzel bir tercih. Özenle çekilmiş ve seyirlik...

Amerikan bağımsızlarının sevdiğimiz yüzlerinden biri olan Paul Giamatti'nin başrolünde arz-ı endam ettiği Cold Souls konusu itibariyle bir hayli ilginç bir film. Filmin ilk yarısı iki oyuncunun da çoğunlukla tek başlarına sürükledikleri sahnelerden oluştuğu için biraz ağır ilerlese de, ortalarından itibaren konunun da biraz dallanıp budaklanmasıyla film ritmini buluyor. Filmin belki de tek eksisi şuradan kaynaklanıyor: Filmde "Ruh" kavramının tanımı bilinçli olarak yapılmamış, aksine bir "Bilinmez" olduğu vurgulanmış. Bu her ne kadar yazarın ve yönetmenin oyun alanını genişletmiş olsa da, birkaç yerde de senaryonun altında kimi boşluklar olarak tezahür etmiş.

Cold Souls

Sırada Crazy Heart var, ama izninizle onu şimdilik atlıyorum, zira açık ara bu festivalde izlediğim en iyi film olmasından mütevellit, tek başına bir yazıya konu olmayı hak ediyor. Şimdilik fragmanıyla idare ediniz.

Bu seneki !f İstanbul silsilemi noktalayan film ise Easier with Practice oldu, ama "Keşke olmasaydı" dedirtti. Konusu itibariyle baştan ilgimi çekmiş olsa da, beklentilerimi karşılamaktan çok uzak kaldı. İlginç olabilecekken sıradan bir şekilde senaryoya çevrilmiş fikir, tekdüze bir anlatım ve düşük bütçe sebebiyle yetersiz kalmış bir görüntü yönetimi; ağzımda adeta kekremsi bir tat bıraktı. Yönetmenin ilk filmi olması dolayısıyla bunlar biraz kabul edilebilir olsa da, benim için !f İstanbul 2010'un en kötüsü Easier with Practice oldu...

3 Şubat 2010 Çarşamba

4 Şubat 2010 TEKEL işçileriyle dayanışma eylemi

Hanımlar ve de beyler,

Yarın, yani 4 Şubat 2010'da Türk-İş, DİSK, KESK, Hak-İş ve Kamu-Sen’in ortak kararıyla 08.00-17.00 saatleri arasında, havayolları ve demiryolları gibi kritik sektörlerin de aralarında bulunduğu tüm işkollarında üretim duracak.

KESK Genel Merkezi’nden yapılan grev çağrısında “Siyasi iktidar Tekel işçilerini pervasızca kapının önüne koyabileceğini, kimsenin onlara sahip çıkmayacağını düşünerek bu adımı attı. Tekel işçileri yıllardır süren bu karanlığa karşı bir meşale yaktılar. Bu meşalenin sönmesine izin vermeyeceğiz. Emekçilerin kararlılığını 4 Şubat Perşembe günü, 1 günlük dayanışma greviyle bir kez daha göstereceğiz” denildi. Detaylı bilgi.

Duymuşsunuzdur, kazanılmış hakları gözardı edilerek kapı önüne konulan TEKEL işçileri 50 gündür eylemde. Başbakan da bu eyleme şu ana kadar tahammül gösterdiklerini, ay sonuna kadar sabrettiklerini söyledi. Kısacası, en geç ay sonunda insanca yaşama haklarını talep etmekten başka suçu olmayan işçilerin üzerine inen polis coplarını görürsek şaşırmayacağız.

25 Kasım 2009 KESK Grevi için yazdıklarımı tekrarlayayım:

Bütün bunları tek bir şey için yazdım, o da şu: Lütfen, biraz bilginiz olsun. Lütfen yarın işe/okula giderken çekeceğiniz sıkıntının, milyonlarca çalışanın insanca yaşayabilme isteği karşısında çok ufak bir önemi haiz olduğunu bilin; kendi vatandaşına her türlü cefayı gözü kapalı çektirmekten imtina etmeyen bir hükümetin "Grev yasal değildir, vatandaşı mağdur ediyorlar" diyerek zaten medya yoluyla dünyadan bihaber bırakılan halkı kendi hemşehrisine, komşusuna, eşine, dostuna karşı düşürme çabalarının farkında olun.