Ana içeriğe atla

Kayıtlar

foto etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BCN - Bölüm 2:
Ben Gaudí gördüm.

Previously on Gudik: BCN - Bölüm 1: Münih Havalimanı'nı kaç saniyede koştum? Barselona macerası kaldığı yerden devam. Şimdiden söz veriyorum sevgili okur, bir önceki yazı kadar uzatmamaya çalışacağım lafı. Hatta, eğer becerebilirsem kronolojikten ziyade daha tematik bir sıralamayla karşına çıkma niyetindeyim. Bakalım olacak mı? Barselona'yı gezmem şu ana kadarki en keyifli seyahatlerimden birisi oldu. Bunun en büyük sebebi de, Deniz Hanım 'ın orada yaşaması ve onun sayesinde benim de orada yaşarmış gibi yapabilmem oldu. Yani, ortalama bir turistten farklı olarak, Barselona'da hâlihazırda yaşanan hayatın ritminin içine biraz olsun girebilmiş oldum. Aynı zamanda, Barselona'da geçirdiğim kısa sürenin Deniz'in taşınmasına denk gelmesi lojistik açıdan birtakım sıkıntılar doğurmuş olsa da, kendisinin ev arama sürecine burnumu sokma fırsatını yaratmasıyla ilgi çekici bir deneyim sağladı. Zannedersem 6-7 tane daire gezmişimdir Barselona'da, emlak koşullarıyla il...

Kısa bir aranın ardından...

Ayaklı Etkinlik Takvimi için yazdığım yazıyı saymazsak, en son Şubat'ta eli yüzü düzgün bir şey yazmışım bloga. Şubat ortasından aşağı yukarı Nisan ortasına kadar keyifsiz bir dönem geçirdim, hayatımın geneline sirayet eden bir isteksizlik hâli, kaçınılmaz bir şekilde blogda da kendini gösterdi. Son birkaç haftada yaşantım hareketlendi. Şöyle bir derleme-toparlama yazmam hayırlı olabilir. İsteksizliği attım sayılır, üşengeçliği de atarsam tamamdır... Onu yazmadan önce, bari ufak bir teaser yapayım. Üç yıllık bir aradan sonra yeniden Avrupa kapılarına dayandım bu sene, Akdeniz kıyıları odaklı olarak... Coming next: Barselona'dan kaç kilo döndüm? Coming soon: Cannes'a gitmek de nereden çıktı? Teaser foto: Barselona'da Sangria

Birtakım fotolar

Hamburg 04 - St. Pauli Originally uploaded by bssenol flickr sayfama , 2007'de Norveç'ten dönerken yaptığım Avrupa seyahatim esnasında çektiğim fotoğrafların bir kısmını yükledim (Evet, iki buçuk yıl sonra...) Bir göz atın bari, setin tamamı şurada ... Şu yukarıdaki fotoğrafı da nedense pek sevdim, çok bir özelliği olduğundan da değil ama işte...

Beer is proof that God loves us and wants us to be happy*

Şurada teaser'ını yaptığım yazıyı anca yayınlayabildim. Bu yazı 11 Temmuz 2009 tarihinde, 17:45 sularında kaleme alınmıştır. Benimle belli bir süre vakit geçirme şerefine nail olabilmiş dostlarımın hiçbiri, benim biraya olan sevgimin yoğunluğuna itiraz edemez diye düşünüyorum. 2005 Haziran’ında birlikte bir Brüksel seyahati gerçekleştirdiğim dostlarım buna en yakından şahit olmuş insanlardır. Dün akşam, bahsi geçen bu dostlardan biri olan, kadim dostum Emre ’yle oturup ikişer bira içtik Don Kişot ’ta (Tamam, ben 3 tane içtim). Daldan dala atlayan muhabbetimizin bir kısmında da biralardan laf açıldı. Bugün, uzun bir aradan sonra yazdığım ilk blog yazısının konusunun ne olacağını düşünürken aklıma biradan bahsetmek geldi. Şöyle bir hayatımda yer etmiş biraları düşünüyorum da; hepsi, kimi iyi kimi kötü -çoğu zaman iyi- zamanların setinde yer almışlar. Liste uzun, aklıma geldiği sırasıyla: Efes Pilsen , Efes Dark , Mariachi , Tuborg , Carlsberg , Jacobsen , Hansa , Guinness , Astr...

Fotoğraf denklemi

Hani, bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir derler ya, bu galiba şu anlama geliyor: bir fotoğraf aslında bin kelime gücünde bir sessizliktir... Çok felsefî oldu sanki gece gece...

Çeyrek asırlık tecrübe

Bir başka doğumgününü daha geride bıraktık sevgili okurlar. Bundan sonra adımın altına "Çeyrek asırlık tecrübe" yazmaya karar verdim, haberiniz olsun. Bu arada, "Kalitenin adresi", " [insertproducthere] bizden sorulur", "46 yıllık tecrübe" gibi gudik sloganları ben çok seviyorum. Çalışma arkadaşım Ozan-San'ın blogunda bu minvalde hazırlanmış Gültepe tabelaları derlemesine bir göz atınız . Yeni yaşıma, bir öncekine göre daha göbekli girdim ve açıkçası kestiğim 3 adet pasta da bu gidişi destekler nitelikte oldu. Sanırım önümüzdeki sene doğumgünümde eti form kesmek zorunda kalacağım... Her neyse, başta cumartesi akşamki harikulade partiyi organize eden Cemile olmak üzere katılan ve de uzaktan kutlayan herkese teşekkürler. Eksikliği şiddetle hissedilen iki kişi oldu -onlar kendilerini bilir- , acısını bilahare çıkarırız. Neyse, ben kaskımı takıp çalışmaya devam edeyim...

Hur lång är en kotunga?
ya da
Bir geyik silsilesi

Her şey şu fotoğrafla başladı. Benim gibi bir İskandinavyasever olan ve İsveççe'ye özel bir ilgi besleyen Sedef Hanım'a gösterdim fotoyu. Sedef Hanım, Google Translate aracılığıyla kutuda yazanları çevirdi: Is it true that farmers are working on Christmas Eve? How long is a kotunga? From the nipple will cream? Are the stupid questions? No! Tepedekiler de: nipple cream? cheese nipple? butter nipple? glass teat? Öğle yemeğinden dönene kadar Kotunga'nın ne olabileceğini düşündük. Merakımıza daha fazla dayanamayarak Yahoo! Answers'a sorduk. 20 dakika sonra cevap geldi: Kotunga inek dili demekmiş. Bu bilgiyi alıp rahatladıktan sonra Kotunga kelimesine ve her şeyi başlatan o fotoğrafa duvarımızda yer vermeye karar verdik. Yapımda ve yayında emeği geçen herkese -başta fotoğrafın sahibi Cansu hanım olmak üzere- teşekkürler...

İstanbul fotoğrafı ve üniversite sonrası hayatın ilk günü...

Bugün üniversite sonrası hayatın ilk günüydü. Güzel oldu, hatta tam anlamıyla kapak oldu... Neyse, bu başka bir hikayedir, başka bir zaman anlatılmalıdır... Bir de hafiften hasta oldum, yarın kadar iyileşsem keşke. Aşağıda son zamanlarda çektiğim güzel bir Rumeli Hisarı fotoğrafı var, sevgili Sadun'un son yazısına cevaben, bu da ona kapak olsun (:

Kahve

Aşağıdaki fotoğrafı tam bir sene önce bugün çekmiştim. Az önce kendime kahve koyarken hatırladım. Tez yazmak adına litrelerce kahve tükettiğim şu son birkaç hafta için ne kadar da manidar oldu...

Cebimde bir şey var

Bir önceki cumartesi akşamı ailece yemeğe gittiğimizde çocukluğuma dair en çok özlediğim şeylerden birinin, dışarı yemeğe giderken pantolonumun ceplerine oyuncak arabalarımı doldurup [Pantolonun ceplerinin boyutuna göre 4 ya da 6 araba] masada çatalların bardakların tabakların arasında onlarla oynamak olduğunu fark ettim. Bu durumu arkadaşlarıma anlattığımda pek ciddiye almadılar beni, "ahihih mihihih" falan dediler. Dün sabah evden çıkmadan önce güneş gözlüğümü ararken elimde kalan birkaç oyuncak arabamı buldum, bir tanesini cebime attım, 1/60 ölçekli 1971 model Volkswagen 1302'm. İki gündür yanımda. Derste, kantinde, kafede, barda falan otururken çıkartıp oynuyorum arada bir. Çok eğleniyorum. Güneş gözlüğümü ise bulamadım.

Ay gözüm kapalı çıktım, bir daha çekelim...

Fotoğraf albümleri yalan söyler. Bugün bunu fark ettim. Zira insanlar hep mutludur fotoğraflarda. Siz hiçbir cenazede fotoğraf çektiğinizi ya da çektirdiğinizi hatırlıyor musunuz? Ama doğumgünlerinde, düğünlerde, nişanlarda çekilmiş yüzlerce fotoğraf vardır. Bir gün birisi okula fotoğraf makinesi getirir, herkes bir araya toplanır ve gülümser. Tatile çıkarsınız, seyahat edersiniz ve fotoğraf çekersiniz. Zaten tatildesiniz, geziyorsunuz, mutlusunuz hâliyle. - Abi n'aber? - Hiç sorma Hüsnü, karım beni aldatıyormuş, az önce öğrendim... - Dur abi, bu anı ölümsüzleştirelim, hiç bozma, çekiyorum... Aradan yıllar geçip de o fotoğraflara bakınca n'oluyor? İnsan sinirleniyor, "Ulan ne kadar mutluymuşum... Şimdi niye böyle gülmüyorum ki?" diyor, daha da mutsuz oluyor. Gerek artık hayatta olmayan, gerekse artık bizim hayatımızda olmayan insanları o mutlu karelerde görmek de daha iyiye götürmüyor doğal olarak. Nereden mi açıldı bu konu? Bir önceki yazıda bahsi geçen internet site...

Bryggen (Bergen)

Originally uploaded by bssenol Nisan 2007 İskandinavya seyahati fotolarımı flickr sayfama yükledim...

Tehlike anında birbirinize doğru koşunuz

Bir nevî aşkın tanımı belki de (: Bergen Sanat Müzesi, 3 Nisan 2007

Kars Seyahati: Fotoğraflar

Doğubayazıt 1 (İshak Paşa Sarayı) Originally uploaded by bssenol

Kars Seyahati Bölüm 1: "Allah Allah, ne işin var ki Kars'ta?"

Böyle dedi bana kondüktör amca, Ankara'dan Kars'a doğru yol alırken. Bir anlam veremedi Kars'a gezmeye gidişime. Tekrar sordu, "Neden Kars?" diye, ne yalan söyleyeyim ben de açıklamakta zorlandım. "Demirkubuz'un Kader'i, Nuri Bilge'nin İklimler'i falan..." diyemedim hâliyle. "İşte, filmlerde falan görmüştüm, ilginç geldi, gezmek görmek falan lazım..." gibi bir şeyler geveledim. "Allah Allah, dedi yine, eh hayırlı yolculuklar öyleyse sana..." Biraz daha öncesine dönelim bakalım. Bilindiği üzere , 19 Eylül Çarşamba akşamı çıktım yola. İlk durak Ankara olacak şekilde. 23:30'da Haydarpaşa Garı'nı terk eden Fatih Ekspresi'ne Deniz'le birlikte bindik. Programlarımızın çakışması sonucu Ankara'ya kadar birlikte gittik. Oturduk yemekli vagona, konuştuk biralar eşliğinde. Bilen bilir, anlatacaklarım bol şu sıralar. Uzun zamandır görüşmediğimizden Deniz'in de anlatacakları birikmiş, konuştuk işte... Deniz,...