Ana içeriğe atla

Kayıtlar

yılbaşı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

2012 özeti: seyahatler ve düğünler...

Hayat git gide daha hızlı geçiyormuş gibi geliyor ya, aylar, yıllar... Hah işte, bilimadamlarının bununla ilgili bir teorisi var: diyorlar ki biz insanların zaman algısı insanın doğumuyla o an arasındaki zamanın karşılaştırılmasıyla oluşuyor. Yani, 7 yaşındaki bir çocuk için "1 yıl" hayatının tam 1/7'si iken, benim için bir yıl hayatımın sadece 1/28'i anlamına geliyor. 56 yaşıma geldiğimde bir yıl muhtemelen benim için "Ohoo, biz bunlardan 55 tane daha gördük" laubaliliğiyle yaklaşacağım bir zaman dilimi olacak, o esnada o 7 yaşındaki çocuk uçsuz bucaksız bir yaz tatilini yaşıyor olacak... Şaka bir yana, 2012 hakkında yazayım diye blogu açtım ama aklıma "Ne kadar hızlı geçti lan!" demekten başka bir şey gelmiyor. Çok çalışıp az izin yaptığım, o az izinlere de güzel seyahatler sığdırdığım bir sene oldu. 7 yıllık bir aradan sonra tekrar Paris'e gittiğim sene oldu 2012. Benzer şekilde, 5 yıl sonra bir kez daha Berlin'i de gördüm. 2007'...

Sene 2012 ve hala...

Blogun duzenli yilbasi yazilarinin besinci bolumune hosgeldin sevgili okur. Bu yazilari kisisel hayatima dair yazdigim icin o kadar mutluyum ki, ulkem adina her sene bir oncekinden daha boktan gecerken kendimin ve senin ic dunyamizi karartmaktan kendimi alamazdim zira... Neyse kisisel dedik, kisisel devam edelim (: Adet oldugu uzere az once onceki senelerde yazdigim yazilara baktim. 2010 bittigindeki kabullenmislik halimin hala ne kadar tanidik geldigini farkedip kendi adima biraz endiselenmedim desem yalan olur. Yine de, atalarimizin da dedigi gibi "Degismeyen tek sey degisimin kendisidir". -Bizim anne tarafi Herakleitos'a dayaniyor da...- Zira hayatima Deren'in girmesiyle yasanan guzellesmeler ozel hayatimda beklenmedik ama cok keyifli degisiklikler yaratti. Ne yalan soyleyeyim, bu degisiklikleri hayatima layigiyla sokabilip sokamayacagimdan endiseliydim, neyse ki endiselerimi yersiz cikarmayi basardim bir sekilde. Isteki degisiklikler ise, onceki senelerden ...

2010 bilançosu...

Blogda en düzenli olarak yazdığım yazılar, bu yılbaşı yazıları galiba. Sektirmeden her sene Aralık'ta bir yılbaşı yazısı yazmışım. Dilerseniz önceki senelerinkine bir göz atın, tam anlamıyla bir seri değil ama, ilginç bir retrospektif oldu az önce benim için: 2008: Hoş geldin 2008, #$%!& git 2007 2009: 'tis the season to be jolly... 2010: Geleneksel yılbaşı yazısı Geçenlerde şöyle bir kafamdan geçirdim "Yılbaşı yazısında neler yazarım bu sene?" diye. 2010'a biraz keyifli ve biraz umutlu girmiş olduğumu hatırladım, biraz kendime güldüm. Bilenler bilir, 2008'de mezun olduktan sonra bir sene boyunca Digital McCann'de çalıştım. Keyifli olduğu kadar çok da zorlu bir dönemdi. Hayatımda işten başka çok fazla bir şey var olmadı, özel hayat diye bir şeyden bahsetmek de pek mümkün değildi. Öyle ki o dönemde ev arkadaşlarım olan Emre ve Filiz'in yüzlerini bile zor görüyordum. 2009'un Eylül'ünde ajans değiştirdim. Yeni ajansım Litespell'dek...

Geleneksel yılbaşı yazısı

Çocukken, ama bayağı çocukken ilkokuldan da evvel, annemin ofisine gittiğimde, annem beni oralardaki bir tostçuya götürürdü bazen. Muhtemelen ufak tefek bir büfeydi ama benim aklımda sadece tost kalmış, annem o yaşta sosisli yedirmiyormuş demek ki bana... Neden bilmiyorum o tostlar bana inanılmaz lezzetli geliyordu. Muhtemelen ortalama bir büfe tostundan pek bir farkı yoktu ama çocuk salaklığı işte, evde yediğinden farklı bir şey yiyince heyecanlanıyor... Az önce şöyle hafif acıkır gibi oldum, aşağı indim, köşedeki büfede bir tost yaptırdım. Yukarı çıkıp bilgisayar başında tostumu yerken aklıma yukarıda anlattığım hadise geldi. Gördüğünüz gibi tamamen anlamsız bir süreç. Tıpkı yılbaşı gibi (: Her ne kadar anlamsız olsa da insanda ufaktan bir heyecan yaratıyor şu yılbaşı hadisesi. Önceki yılların aksine, 2009 benim için çok da kötü bir yıl değildi. Sonlara doğru daha da iyiye gittiğini hesaba katarsam, 2010'a biraz keyifli ve heyecanlı girdiğimi söyleyebiliriz.. 2008'in aks...