26 Mart 2008 Çarşamba

Sin City

Bir Frank Miller şaheseri. Batman: The Dark Knight Returns, Batman: Year One, Daredevil: The Man Without Fear'ın yazarı Frank Miller'ın kendi yarattığı evreni, kendi yarattığı kahramanları ve kendi çizdiği romanı. Neo-noir tarzında. [Birtakım akımların başına "neo" getirilmesi olayından da hiç hazzetmiyorum. Yahu başkalarının yıllar önce yaptığı şeyi sen yeniden yapınca o otomatik olarak yeni olmak zorunda değil ki? "Yine" desek mesela? "İtalyan Yine Gerçekçiliği" gibi (: ]

Çizgi romanın tarzı, anlatımı ve çizimleri ziyadesiyle başarılı. Film uyarlamasında paralel bir şekilde iç içe geçirilmiş hikayeler çizgi romanlarda cilt cilt ayrılmış olsa da hikayeler arası kesişmeler sık sık ortaya çıkıyor. Sadece siyah ve beyazın kullanımı, oluşturuğu keskin hatların yanısıra özellikle yoğun gölgeler ve karanlık arkaplanlarla film noir tarzını oluşturuyor.

Tıpkı Alan Moore gibi, Frank Miller da eserlerinin sinemaya uyarlanmasını istemeyen bir yazarken yönetmen Frank Rodriguez hayranı olduğu bu çizgi romanı sinemaya uyarlamak için çok hevesliymiş. Çizgi romana tamamıyla sadık kalacak filmi yapmaya Miller'ı da ikna edebilmek için test mahiyetinde bir sahne çekmiş, hatta Miller'ı da çekime getirtmiş. Miller da ikna olmuş.

Rodriguez filminin bir uyarlama değil de bir çeviri olmasını istiyormuş. Çizgi romanın karelerini doğrudan storyboard olarak kullanmışlar. Bu arada Miller de kendini filme feci kaptırmış, aktörleri yönlendirmeye falan başlamış. Sonuç olarak Rodriguez ve Miller künyede co-director olarak yer almışlar. Hatta buna da Amerikan Yönetmenler Sendikası itiraz etmiş, bunun üzerine Rodriguez de sendikadan çıkmış.

Sonuç olarak, Sin City çok güzel. Aşağıya en sevdiğim karelerden birini ekliyorum. Özellikle, ilk cildi ne zaman elime alıp karıştırsam gözüme takıldığı zaman bu sayfa öyle bakakalıyorum. Doluluk ve boşluk bu kadar mı güzel kullanılır?

6 yorum:

  1. Çok kötü bir film bu gençler. Sakın kanıp izlemeyin hala izlemediyseniz. Zaman kaybı yani; o derece.
    Hatta şöyle de diyim: ben o kadar kötü bir izleyiciyim ki Daredevil'ı bile beğenmiştim, ama bunu beğenmedim! Gelin, varın siz düşünün bu filmin ne kadar kötü olduğunu...
    (Ciddiyim!)
    Öte yandan entel dantel filmlerine de saygım vardır, sevdiklerim vardır ama bu film öyle bile değil. Hatta öyle böyle değil; rezalet yani!

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Sadun, derinlikten yoksun ifadelerini eleştirmeyi bir kenara bırakıyorum ama merak ettiğim bir nokta var ve sormadan edemiyorum: Kötü bir filmi* (Daredevil) beğenmiş olduğunu belirtmen, nasıl senin bir başka film hakkında belirttiğin fikrin ciddiye alınmasını sağlayacak bir argüman olarak işe yarayabilir? Cidden merak ediyorum, dalga geçmek için sormuyorum.

    *: Daredevil'in kötü bir film olması benim kişisel kanaatim olduğu gibi çevremdeki çoğu insan bu kanaati benimle paylaşmakta. Ayrıca genel anlamda da Daredevil'in beğenilmediğini belirtebiliriz:

    IMDb rating: 5,5 / 10
    Toplem 14 Ödüle aday gösterilmiş, 4 tanesini kazanmış:
    BMI Film Music Award
    MTV Movie Award (Breakthrough Female Performance - Jennifer Garner)
    Razzie [Ahududu] Award (Worst Actor - Ben Affleck)
    Teen Choice Award (Choice Movie Villain - Colin Farrell)


    Sin City ise şu durumda:

    IMDb rating: 8,4 / 10
    Toplam 29 ödüle aday gösterilmiş, 14 tanesini kazanmış:
    Hepsini yazmıyorum, arada Razzie yok, Cannes'da Altın Palmiye adaylığı var. Detaylı bilgi şurada


    Bütün bunları "Herkes Sin City'i beğenmiş, Daredevil'i beğenmemiş, sen nasıl olur da Sin City'i beğenmezsin?!" anlamında söylemiyorum. Kimsenin kişisel beğenisine laf etmeyi amaçlamadığım gibi bol ödüllü filmlerin harika olduğunu da iddia etmiyorum.

    Benim tek merak ettiğim, Sin City'e nazaran kötü olduğu genel olarak kabul görmüş bir filmi beğenmiş olduğunu belirtmenin senin başka bir filmle ilgili görüşünün kabul edilmesine nasıl bir katkı sağlayabileceği...

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Sadun beyazperde.com daki yorumlar gibi yazmış. Sarper de çok oturaklı. Ben de arada bir yorum yapayım bari. :)

    Daredevil çok kalitesiz bir film. Hani "production value" derler ya. O mana da değerlendiriyorum. Bunun da tartışmaya bile açık olmadığını düşünüyorum.

    Sin City ise gene "yapım kalitesi" olarak değerlendirirsek oldukça kaliteli bir film. İyi çekilmiş, iyi oynanmış, görsel üslubu başarılı vs.

    Ama bir yerden sonra kişisel beğeniler de devreye giriyor tabi ve ikisini de beğenmedim ben. Ama Daredevil'ı üzerine para verseler izlemem, Sin City'yi izlerim. :)

    YanıtlaSil
  4. Biraz geç olacak özür ama yorumları takip etme seçeneğini işaretlemeyi unutmuşum ve şimdi fark ettim.

    Gelelim argümanıma:
    Normal şartlar altında iyi filmleri sevmemin yanı sıra çoğu kişi tarafından beğenilmemiş filmleri bile sevmeye yatkınlığım varken bu film o kadar kötü ki bunu sevemedim bile. Daredevil'ı bile sevebilmiş biri bu filmi hayli hayli seviyor olması lazım.

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Sadun, neyi kastettiğini anladım sanırım ancak bu konuda sunduğun düşünce sisteminde bir sorun olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki:

    Filmleri "iyi-kötü" ekseni üzerinde, tek değişkenli bir grafikte değerlendiriyorsun. Diyelim ki bu grafik eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar gidiyor olsun. "Benim beğenimin üst sınır yoktur" dediğini farz ediyorum, yani beğeninin alt sınırından artı sonsuza kadar giden yoldaki bütün filmleri sevdiğini farz edelim. Bir de diyorsun ki "Benim alt sınırım diğer bir insanınkiyle karşılaştırıldığında eksi sonsuza daha yakındır". Eğer yanlış anlamadıysam ve yanlış özetlemediysem şöyle bir şey oluyor yani sana göre. (Kırmızı bölümler beğenilen filmleri kapsıyor). Yani "DD kötüdür ama benim beğeni sınırlarımın içinde yer alıyo, ama SC o kadar kötü ki onun altında" diye düşünüyorsun ve başkalarının da alttaki gibi bir beğeni eşiğine sahip olduğu var sayımıyla DD'yi bile beğenmedilerse SC'yi hiç beğenmemeleri gerektiğine inanıyorsun.

    Eğer izin verirsen itirazım bu noktada olacak. Alper'in de belirtmiş olduğu kişisel beğeniler burada devreye giriyor. Yani, senin tek bir doğru üzerinde ilerleyen beğeni çizgin gibi her sinema izleyicisinin de bir çizgisi var ancak bunlar uzayda birbirine paralel olmak zorunda değiller. Hatta belki aynı uzayda bile bulunmak zorunda olmadıklarını iddia edebiliriz (: Mesela bana göre DD, SC'ye göre eksi sonsuza daha yakın bir yerde duruyor ve beğeni çizgimi de ikisinin arasında bir yerden çiziyorum. Ya da Hilmi çıkıp "Abi Godfather bok gibi filmdi ya, bence dünyanın en güzel filmi Polis Akademisi Moskova'da" diyebilir. Ha biz o zaman Hilmi'yi döver miyiz, muhtemelen evet. Ama aslında dövmemeliyiz. Bu grafiğe bakınız.

    Sonuç olarak, dünyada bunlar gibi milyonlarca beğeni grafiği olduğunu düşünürsek bunlardan herhangi birini (Örneğin seninkini) ortaya atıp sadece o grafik üzerinden iki filmi karşılaştırmanın sağlıklı bir fikir sağlamayacağını görüyoruz. Birtakım genel beğeni grafikleri mevcut elbette, IMDb ratingleri bunun sanırım global anlamda en çok bilinen ve görece kabul göreni. Her ne kadar, çoğunluğun beğenilerinin bireylerin tümü için geçerli olmayacağı aşikar olsa da, bu tarz genel beğeni grafikleri görece kabul görmelerinden ötürü bireysel grafiklerden daha sağlıklı referanslar oluşturabilirler. Bunun sonucu olarak da sevgili Sadun, senin bireysel beğeni grafiğin genel grafikten ayrıştığı noktada (Yani DD ve SC'nin yerleri) marjinal kalmakta ve topluluğu oluşturan diğer bireyler için tek başına genel beğeniden daha az anlam ifade etmekte.

    YanıtlaSil
  6. Şunun için bu kadar kastın ya; helal valla :) Gidin yahu filme, adam kendini hırpaladı film için :)
    Ayrıca doğru anlamışsın ve kabul ediyorum tüm yazdıklarını :) Marjinal adamlar gitmesin bu filme diyerek dünyanın en yüzeysel adamı yorumumu da yapıştırmak istiyorum bu noktada :D
    Öte yandan kendini harap edip yüklemiş olduğun rapidshare dosyalarına ODTÜ bağlantısı sağ olsun ulaşamıyorum. Başka bir zaman gösterirsin :) (Ama gözümde canlandırdım ve haklı olduğunu tahmin ediyorum)

    YanıtlaSil