10 Ağustos 2008 Pazar

Şehir içinde bisiklete binmekle ilgili tavsiyeler

Bilindiği üzere iki hafta önce bisikletimi elden geçirdim, geçirdiğim gibi de Bakırköy'den eve kadar sürdüm. Şu iki hafta içinde 100 km.'nin üzerinde yol yapmışım hesaplarıma göre. Şehir içinde bisiklete binen ya da binmeyi düşünen okuyuculara birtakım tavsiyeler vermeyi bir borç bildim.

1. Kask takın. Muhtemelen en hayatî tavsiye bu, kafanızı koruyun. Aynı zamanda kaskın şöyle de bir avantajı var: trafikte daha ciddiye alınıyorsunuz. Sürücüler "Aha, sporcu galiba" diyerek üstünüze sürmekten vaz geçiyorlar, çoğunlukla...

2. Görünür olun. Bisikletinizde ya da sırt çantanızda vb. reflektör falan olsun, kırmızı giyin (Mesela benim kaskım ve sırt çantam kırmızı, çantanın üstünde reflektörlü kısımlar da mevcut.). Ya da bisikletin arkasına takmak için şu yanıp sönen kırmızı LED'lerden alın.

3. Gözlük de takın. Şu sporcu gözlüklerinden. Maazallah gözünüze bir şey kaçarsa anında kaza yaparsınız. Ben iki sene önce yaptım, oradan biliyorum. Çok pahalı olmak zorunda değil gözlük, ben benimkini Tchibo'dan 12,90 YTL'ye almıştım.

4. Eldiven de taksanız iyi olur. Maazallah düşerseniz ilk yaralanacak yer elleriniz olacak, bırakın eldiven yırtılsın. Hem eldiven kullanırsanız elleriniz nasır da olmaz.

5. Halk otobüslerine ve minibüslere özellikle dikkat edin. Arkasından gidiyorsanız güvenli bir mesafe bıraktığınıza emin olun, zorunda kalmadıkça sollarından geçmeyin.

6. Trafik kurallarına uyun. Trafik kanununun 66. maddesine göre bisiklet yolu olan yerlerde bisiklet karayolundan sürülmez. Bisiklet yolu İstanbul'da çok bulamayacağınız bir şey olduğundan sizi 46. maddeye alıyoruz, buna göre karayolunda geçme ve dönme haricinde en sağ şeritten gitmeniz ve diğer taşıtlar ile aynı sorumluluğa sahip olarak hareket etmeniz gerekiyor. Kırmızı ışıklarda durmayı ihmal etmeyin, sağa sola bakın, dönüyorsanız elinizle işaret verin vb.

7. Şekil yapmayın. Trafikte giderken, işaret verdiğiniz anlar haricinde iki eliniz de direksiyonda olsun.

8. Mazgallara ve tramvay raylarına dikkat edin.

9. Bisikletiniz bakımlı olsun. Özellikle fren ve vitesinizin sorun çıkarmayacağından emin olun.

10. Şehir içinde binmeyin, atlayın vapura Heybeliada'ya gidin. Egzoz kokusu, halk otobüsü korkusu olmadan bisiklete binmenin aslında ne kadar keyifli bir hadise olduğunu hatırlarsınız.

Biraz da benim genellikle kat ettiğim parkurdan bahsedeyim. Haliç'ten Sarıyer'e kadar sahilyolundan bahsedebilirim. Bu yolun Arnavutköy'e kadar olan kısmında yaya yolundan gitmek pek mümkün değil, mecburen trafikten gideceksiniz. En keyifli diyebileceğimiz kısım Baltalimanı'ndan sonra başlıyor. Baltalimanı'ndan sonra yaya yoluna girip İstinye'ye kadar trafikten uzak kalabilirsiniz. İstinye ve Yeniköy'ü trafiğin içinde kat ettikten sonra, İran Başkonsolosluğu'nu geçince yine kendinizi sahile vurun, Tarabya'ya kadar Boğaz'ın keyfini çıkarın. Denizden çıkan ıslak çocuklara dikkat edin, her an birinin ayağı kayıp önünüzde kıçüstü yere yuvarlanabilir. Tarabya'ya gelince mecburen yine trafiğe gireceksiniz, Kireçburnu'na kadar. Kireçburnu'ndan sonra yine sahile atın kendinizi, buradan rahatlıkla Büyükdere'ye kadar, biraz zorlarsanız Sarıyer'e kadar trafiğe inmeden gidebilirsiniz. Otobüs duraklarının arkasından geçerken dikkat edin, denize düşmeyin. Bir de balıkçılara dikkat edin, dün iki defa iğnelere takılmama santimetreler kala durduğum oldu -Frenler önemli demiştim-.

Bu parkurun 3 adet zorlu kısmı var: Sarıyer yönünde giderken Arnavutköy ve Tarabya, Beşiktaş yönünde giderken de İstinye'de. Genellikle Karadeniz'den gelen rüzgar Arnavutköy-Bebek arasında ve Büyük Tarabya Oteli'nden Kireçburnu'na kadar sürüşü ciddi anlamda zorlaştırıyor. İstinye'de de Maslak dönüşünün olduğu yerde bir taraftan yokuş tırmanırken diğer taraftan da Maslak yönüne dönecek minibüsler tarafından ezilmeden sol şeride geçmek gerekiyor. Burayı geçer geçmez Emirgan'a kadar çok tatlı bir yokuş iniyorsunuz ama şu sıralar yol inşaati var, azamî dikkat göstermekte fayda var.

Son olarak, bahsettiğim parkurda haftasonları gerek yaya yolunda gerekse karayolunda ziyadesiyle can sıkıcı bir trafiğe rastlayacağınızı ve de egzoz dumanını solda sıfır bırakacak bir mangal dumanı yüzünden nefes almamayı dileyecek hâle geleceğinizi hatırlatarak bisikletle ilgili yazılarımın ilkine bir nokta koyayım.

2 yorum:

  1. Seleyle kaidemin arası bu kadar bozuk olmasa ben de iner Sahilyolu'ndan giderdim (Bağdat caddesi paraleli).
    Öte yandan trafikte bulunan şoförlerden (şoför ne ya şöför olmalı o; hatta şifeeeerr şifer) biri olarak itiraf edeyim ki bir bisiklet kullanıcısında kask varsa cidden "Profesyönel herâlde bu eleman, uzağından geçeyim" gibi bir his oluyor.

    YanıtlaSil
  2. Sele ve kıç arasında hassas bir ilişki vardır dostum... Uzun zaman binmedikten sonra bir defa binince çok ağrır ama düzenli olarak binmeye başlayınca bir şey olmaz. Mesela ben bir yıldır binmeyip, Bakırköy'den 25 km. sürdüğüm günün ertesinde mutfaktaki tabureye bile oturamıyordum. Ama artık hiçbir sıkıntı yok. Yaa...

    YanıtlaSil