22 Eylül 2008 Pazartesi

Çamurluksuz ve yağmurluksuz yola çıkan bir bisikletlinin yürek burkan, dramatik ama bir o kadar da sıcak öyküsü

Hani şair* diyor ya "Sensiz İstanbul'a düşmanım" diye. İnsanın kimi zaman bu önermeye katılası gelmiyor değil. Ne var ki, dün Ortaköy'den bisikletimle eve dönmeye çalışırken fikrim değişti. Baştan belirteyim, bisikletimde çamurluk yok, yanıma yağmurluk da almamıştım, yani bisikletle her zaman çıktığım gibi şort ve tişörtleydim. Hatta Ortaköy'de farkına varmadan bisiklet eldivenimin tekini de düşürmüşüm.

Ortaköy'de Emre ve Filiz'le otururken yağmur başladı, hâlihazırda kararmakta olan hava biraz daha koyulaştı, ben de daha geç olmadan kendimi yola vurdum, Arnavutköy'ü geçip Bebek'e ulaştığımda ak iplik kara iplikten ayrılmaz hâle gelmişti, yoluma devam ettim.

Rumeli Hisarı'nın önündeydim, sağlam bir rüzgar bastırdı karşıdan. Hava kararmış, rüzgara karşı pedal çevirirken "Keşke gözlüğümde cam silecekleri olsaydı" diye düşünüyorum çünkü her ne kadar sağanak olmasa da yağmur yeterince etkili: tişörtüm sırılsıklam, arka tekerleğimden sıçrayan çamurlar kaskımdan damlayan sulara karışıyor ve rüzgarın etkisiyle karşıdan karşıdan gelen yağmur damlaları gözüme doğru gelirken gözlük camında takılıp kalıyorlar.

O esnada kafamı kaldırıyorum, karşımda Fatih Sultan Mehmet köprüsü, ışıklarını yakmış, hemen bir metre sağımda dalgaları yükselmiş ve köpürmeye başlamış Boğaziçi, rengi petrol yeşilinden siyaha dönmeden önceki son çıkış. O esnada aklıma bu yazının ilk cümlesindeki alıntı geliyor ve "Yok be birader, düşman olunmaz İstanbul'a" diyorum...

(...)

Yokuş ıslak, dik kısmını bu tekerleklerle çıkmam mümkün değil, bisikleti elime alıp tırmanmaya başlıyorum, yağmur biraz hafiflemiş...

*: Gripin & Emre Aydın

1 yorum:

  1. tam yazıyı okurken itunes 'sensiz istanbul'a düşmanım' demeye başladı... fon müziğinin bu kadarı!

    YanıtlaSil