7 Kasım 2008 Cuma

Bir martini içseydik beraber...

Efendim, bildiğiniz gibi yeni Bond filmi Quantum of Solace bugün gösterime giriyor. Bendenizin de naçizane, filmin galasına katılma fırsatım oldu dün akşam ayıptır söylemesi. Hanidir ilk defa bir filmi erkence izlemiş olmanın getirdiği sorumlulukla birtakım yorumlarımı buradan paylaşmak istedim.

Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, öyle bir Bond hayranlığım yoktur. Yaklaşık on yıl önce atv her salı akşamı bir Bond filmi verirdi, o zamanlar izlerdim. O zamandan bugüne kadar da sinemada oynayan Bond filmlerinin anca yarısını izlemişimdir. Son olarak, ben de en iyi Bond'un Sean Connery olduğunu düşünenlerdenim.

Efendim, belki biliyorsunuzdur, bir yerlerden duymuşsunuzdur, Daniel Craig'in Bond rolünü üstlenmesiyle başlayan yeni seri öncekilerden ziyadesiyle farklılaşmış. Bir önceki filmi, yani Casino Royale'i bendeniz izlememiştim, yeni seriyle dün akşam tanışmış oldum dolayısıyla.

Yeni seriyle eski seri aradasınki farklılaşmayı bir nebze, Tim Burton'ın Batman'leriyle Christopher Nolan'ın Batman'leri arasındaki farklılaşmaya benzetmek mümkün. Ne var ki, Batman'deki farklı tonu ayakta alkışlarken, Bond'daki bu farklılaşmaya şüpheci bir bakışla yaklaşmaktan kendimi alamıyorum.

Az evvel de belirttiğim gibi Casino Royale'i izlemedim, bu sebepten dolayı çok da atıp tutmak istemiyorum ama görebildiğim kadarıyla yeni seride daha insani sayılabilecek tepkilere sahip, meslekî deformasyonun dibine vurmuş ve dolayısıyla daha sert yöntemlerle çalışan bir Bond'la karşı karşıyayız. İtiraf etmeliyim ki film, bu minvalde başarılı bir biçimde kotarılmış. Gerçi temposunun yüksekliği, perde arkasındaki olayların üzerinde yeterince durulmaması ve de önceki filme yapılan bolca gönderme beni konuya tam anlamıyla hakim olmaktan mahrum bıraktı ama olsun. Elimizde başarılı kotarılmış ajanlı bir aksiyon filmi mevcut.

İşte, benim de bu seriye şüpheci bir biçimde yaklaşmamın sebebi bu. Ben bu filmde Bond'u, geri kalan ajanlı aksiyon filmlerinden ayıran herhangi bir unsura rastlayamadım. Her ne kadar sevmesek ya da saçma bulsak da, Bond'u Bond yapan her filmde görmeye alışık olduğumuz klişeleridir: "Bond bak, bu bir dolmakalem, şurasına basınca helikopter de oluyor", "Shaken, not stirred." gibi... Üzülerek gördüm ki bu filmde bir adet "Bond, James Bond..." lafı bile geçmiyor.

Sonuç olarak, Bond'u daha gerçekçi bir karaktere oturtmaya temelde bir itirazım yok ancak Bond'un herhangi bir ajanlı aksiyon filminden farksız bir hâle gelmediğine dikkat etmek gerekiyor. Yine de, filmi sevmediğimi söyleyemiyorum zira ziyadesiyle başarılı çekimler mevcut ve pek çok sahne gerek içerik gerekse teknik açıdan izleyiciyi tatmin edecek düzeyde. Eisenstein etkilenmesinin kurguda bariz olarak ortaya çıktığı birkaç sahne de özellikle dikkat çekici (Filmin başlarındaki at yarışı sahnesini örnek verelim). Aksiyon severlere, Bond hayranlarına ve "Bu hafta sinemaya gideceğim ama ne izlesem bilemiyorum ayol" diyenlere tavsiye etmekten zerre çekinmiyorum...

3 yorum:

  1. demek, "bond, james bond" bile gecmiyor, ama onsuz nasi oluuur...

    YanıtlaSil
  2. Filmi henüz izlemedim; ama, malum, gündemde olduğundan sık sık internetin farklı noktalarında karşıma çıktı durdu. İki ilginç açılım getirebilir miyim?

    Birincisi politik. Daniel Craig'in zenci Bond hayali: http://uk.real.com/video/browse/movie/16927/Daniel_Craig_s_black_Bond_wish/

    İkincisi ise mimari. Mimari düşmanı Bond: http://www.guardian.co.uk/artanddesign/2008/nov/04/james-bond-architecture

    Metinlerin ikisi de ingilizce.

    YanıtlaSil
  3. Casino Royale'de seyrettiğim zaman benim hoşuma giden bir sahne vardı, ama aslında o sahne artık Daniel Craig Bond'unun eski Bond olmayacağının göstergesiymiş meğersem...

    Bond, başına bir sürü şey geldikten, her zamanki gibi ölümlerden döndükten sonra, neredeyse telef olmuş bir şekilde otelin barına yaklaşır... Ve şu dialog geçer:

    Bond: "Vodka Martini"

    Barmen: "Shaken or stirred, sir?"

    Bond: "Does it look like I care?"

    YanıtlaSil