25 Temmuz 2009 Cumartesi

Beer is proof that God loves us and wants us to be happy*

Şurada teaser'ını yaptığım yazıyı anca yayınlayabildim. Bu yazı 11 Temmuz 2009 tarihinde, 17:45 sularında kaleme alınmıştır.

Benimle belli bir süre vakit geçirme şerefine nail olabilmiş dostlarımın hiçbiri, benim biraya olan sevgimin yoğunluğuna itiraz edemez diye düşünüyorum. 2005 Haziran’ında birlikte bir Brüksel seyahati gerçekleştirdiğim dostlarım buna en yakından şahit olmuş insanlardır.

Dün akşam, bahsi geçen bu dostlardan biri olan, kadim dostum Emre’yle oturup ikişer bira içtik Don Kişot’ta (Tamam, ben 3 tane içtim). Daldan dala atlayan muhabbetimizin bir kısmında da biralardan laf açıldı. Bugün, uzun bir aradan sonra yazdığım ilk blog yazısının konusunun ne olacağını düşünürken aklıma biradan bahsetmek geldi.

Şöyle bir hayatımda yer etmiş biraları düşünüyorum da; hepsi, kimi iyi kimi kötü -çoğu zaman iyi- zamanların setinde yer almışlar. Liste uzun, aklıma geldiği sırasıyla: Efes Pilsen, Efes Dark, Mariachi, Tuborg, Carlsberg, Jacobsen, Hansa, Guinness, Astra, Berliner Pils, Beck’s, Leffe, Duvel, Desperados, 1664, Brooklyn Lager, Asahi, Tiger, Tap’s, Heineken, Ringnes...

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hepsinin hakkında iki satır yazmak isterim ama zor görünüyor. Başlayayım ben yine de...

Efes Pilsen: Klişe bir reklam gibi duracak ama, gerçekten de Efes Pilsen benim hayatımın bir parçası. “Nefes almam, Efes alırım” diyecek kadar değil belki de ama ona yakın. Üç ay ayrı kaldıktan sonra, Helsinki’de bir barda rastlayınca eski bir dostu görmüşcesine sevinecek kadar sevmişimdir Efes Pilsen’i. Özellikle de Efes Pilsen Fıçı, evin olmazsa olmazlarından...

Efes Dark: İlk çıktığı günden beri vazgeçilmezim. Şişesi, logosu, alkol oranı defalarda değişti ama her zaman lezzetli bira olarak kalbimdeki yerini korudu. Öyle ki, Efes Pilsen’in yeri ayrı olmakla birlikte, bira tercihim kışın Efes Dark, yazın da Mariachi olarak şekillenmeye başladı.

Desperados: Mariachi’den önce bundan bahsetmem gerekiyor. Bu bir Fransız birası, tekila aromalı. Fransa’da geçirdiğim süre boyunca bulabildiğimce bundan içmiştim. Türkiye’de eksikliğini hissettiğim bir lezzetti. 2007 senesinin Mayıs’ında güzel insan Caner’le birlikte Hamburg sokaklarında gezinirken rast gelmiştik, kendisine de tattırma şansını bulmuştum. Caner de Desperados’un -tabiri caizse- hastası olmuş, Hamburg’daki seyahatimizin kalan süresinde fırsat buldukça Desperados içmişti. Caner Hamburg’dan Türkiye’ye döndükten sonra ben seyahatime devam ettim. Bir gün, ben Berlin’deyken sohbet etme fırsatımız oldu MSN üzerinden ve bana müjdeli bir haber verdi: “Efes, Desperados gibi bir bira çıkarmış!”.

Mariachi: Benim için Desperados’un açtığı boşluğu dolduruyor. Keyifli bir bira. Black’ine o kadar ısınamadım.

Tuborg: Benim için Tuborg, Türkiye’de Efes bulamadığım zamanlarda mecburen, Norveç’te de marketteki en ucuz ve eli yüzü düzgün bira olduğu için tercih ettiğim bir marka olmaktan ileri gidemedi hiçbir zaman.

Carlsberg: “Probably the best beer in world” sloganıyla sevdiğimiz bir bira. Birada Danimarka ekolünün dünya çapındaki temsilcisi. Zaman zaman tatmaktan zevk aldığımız bir hoşluk.

Jacobsen: “Bira ne kadar lezzetli olabilir?” sorusunun cevabı. Carlsberg’in özel serisi. Kopenhag’da Carlsberg fabrikasını gezerken tanışmıştım. Özellikle de Carlsberg’in kurucusu J. C. Jacobsen’in 1854’de yazdığı orijinal tariften yola çıkarak üretilen Dark Lager, ölmeden önce tadılması gereken lezzetlerden biri...

Hansa: Norveç’in en yaygın iki birasından biri. Pilsen. Yumuşak içimli. Rokkan gecelerinin vazgeçilmezi.

Guinness: Türkiye’de arada bir görünüp sonra kaybolan lezzet. İrlanda’yı sevme sebeğlerinden. Reklamlarında “Good things come to those who wait” derler, zira fıçıdan bardağa yavaş yavaş, sakin sakin, bekleye bekleye yolculuk eder.

Leffe: Birada farklı lezzet arayışlarım esnasında ilk rastladığım lezzet. Belçika’dan bir Abbaye birası. Biraz ağır bir bira, 40 yılda bir yavaş yavaş içmelik. Leffe Brune özellikle tercih edilmeli.

1664: Fransa’daki en yaygın bira markası. Desperados bulamayınca “Seize” içmeli.

Asahi: Bir Japon birası. Super Dry. alces berin Tokyo’dan getirdiği bir litrelik metal kutuları sayesinde, Deniz Hanım’la birlikte tanıştığımız lezzet. Wagamama’da ve bazen de Num Num’da bulunmakta.


Neyse, yoruldum. Ben en iyisi birama döneyim. Buz gibi Efes Pilsen... Unutmayayım da, bir ara da Gusta Dark’ı deneyeyim...

Bu yazıyı yazdıktan sonraki iki hafta içinde Gusta'ya sardırdım, Gusta Dark'ı da denedim, beğendim, tavsiye ediyorum...

*: Benjamin Franklin'in söylediği iddia edilen bir söz. (Daha fazla bilgi)

4 yorum:

  1. Gudi, dark brown var, atlamışsın,.. Kahve aromalı dark,.. Handikapı, kahve aromasının ısındıkça kendini belli etmesi,..

    YanıtlaSil
  2. Dark Brown'ı atlamadım, bilerek dışarıda bıraktım. Bir defa tattım, hiç sevmediğim gibi, 2008 yazı boyunca defalarca "Efes Dark" istediğim yerlerde "Efes Dark Brown" getirilmesi sonucu neredeyse nefret ettim Dark Brown'dan...

    YanıtlaSil
  3. bi de nefis alman biraları var messela krombacher,holsten, weissbier, altbierbowle, kölsch,löwenbraeu. krombahcer var türkiyede bi tek o da tuhaf bi şekilde sadece nişantaşında yapıkredinin yanındaki tekelde satılıyo. löwenbraeu ise asmalımescitte dandirik bi yerde var 1 yuroluk birayı 15 teleye satıyolar. bilginize

    YanıtlaSil
  4. İstanbul'da Alman biralarının benzeri/muadili lezzetler için en uygun nokta sanırım Tap's. Balans Bräu'nun biraları da fena değil. Ama önce Tap's (:

    YanıtlaSil