11 Eylül 2009 Cuma

Zaman yolculuğu deyince, zaman yolculuğu o kadar kolay değil...

Şimdi efendim, malumunuz zamanda yolculuk zor bir iş. Gerçek hayatta henüz bunu yapamadık belki ama gerek hikayelerde romanlarda olsun, gerekse filmlerde dizilerde olsun sık sık karşılaşıyoruz zamanda yolculuk fenomeniyle. Şimdi burada, H. G. Wells'in Time Machine'i yazmasından beri az-çok oturmuş birkaç kural var, gavurun ground rules dediğinden. Bunlardan bir tanesi de, zamanda yolculuk edilirken mekanın sabit kalması. Time Machine romanını hatırlarsanız, kahramanımızın önce binlerce, ardından da milyonlarca yıl geleceğe gittiğini ancak makinesinin romanın başında durduğu noktadan ayrılmadığını, dolayısıyla da kahramanımızın gelecekte ziyaret ettiği yerin de hep Londra olduğunu hatırlayacaksınız. Benzer şekilde, Back to the Future filminde de kahramanlarımız zamanda ileri-geri seyahat ederken hiçbir coğrafi değişiklik yaşamazlar ve sürekli Hill Valley Kasabası'nın farklı zaman dilimlerindeki hallerine ulaşırlar.

Peki soruyorum size: zaman yolculuğundaki konum bilgisi neye göre sabitleniyor? Uzay-zaman diye bir şeyden bahsediyorsak, buradaki mekansal ölçütü dünya üzerindeki konum -yani enlem ve boylam- olarak almak, olsa olsa insanoğlunun bir ırk olarak ne kadar benmerkezci olduğunun göstergesi olur. Ya da, Galileo'nun Engizisyon Mahkemesi tarafından yargılanmasının üzerinden geçen yüzyıllar boyunca aslında hiçbir şey öğrenmediğinin...

Zira, uzay-zaman düzleminde konumumuzun sabit kaldığını fakat zamanın değiştiğini farz edersek, bu uzaydaki konumumuzun sabit kaldığı anlamına gelmez mi? Dünya ise uzayda sürekli bir hareket bir kıpraşma halinde değil midir? Şöyle örnekleyelim: diyelim ki zamanda 4 dakika ilerisine bir yolculuk yaptık; Dünya'nın Güneş etrafındaki hareketini göz ardı edelim, sadece kendi etrafında döndüğünü farz edelim, uzaydaki konumumuzun sabit tutarak 4 dakika ilerisine yolculuk ettiğimizde kendimizi Dünya üzerinde bir derece batıdaki meridyenin üzerinde bulmaz mıyız? Daha büyük bir örnek verelim: Diyelim ki zamanda 4 ay ileriye bir yolculuk yaptık. Bu süreç zarfında Dünya, Güneş etrafında attığı turun yaklaşık 1/4'ünü yapmış olmayacak mı? Biz bu durumda kendimizi Dünya'nın milyonlarca km. uzağında, uzay boşluğunun ortasında bulmayacak mıyız?

Tabii, bugüne kadar bu konuya tek kafa yormuş olan insan ben değilim. Görelilik teorisine göre, uzay-zaman düzlemi üzerinde iki farklı zamanda gerçekleşen olaylar arasında uzay eksenindeki mesafeyi öngören evrensel bir kural mevcut değildir. Bir başka deyişle; belirli bir zamanda uzay eksenindeki herhangi bir noktanın, diğer bir zamanda uzay ekseninde hangi noktaya tekabül ettiğini gösteren nesnel bir gerçeklikten söz edemeyiz.

Bütün bu bilgiler ışığında pek çok yeni sava ulaşmak mümkün elbette. Bendeniz de naçizane ulaştığım, ve evrensel olabileceğine inandığım bir savı öne sürmek istiyorum: gece gece Back to the Future izlemek sağlıklı bir davranış olmayabilir.

"Doktor, beynim yandı..."

5 yorum:

  1. bu benim en sevdiğim film-lerden biri diyelim. heyecanlandım fotoğrafı görünce, bi kelam etmeden geçemedim. marti'ye sevgiler, filmdeki ayakkabıların aynısından bende de var o derece fanım.

    YanıtlaSil
  2. @Zuy. "Filmdeki ayakkabinin aynisi"ndan kasit 2015'te giydigi ayakkabi degil di mi? Eger oyleyse cok pis kiskanicam (:

    YanıtlaSil
  3. ow hayır, ilk bölümdekilerden var. ama 2015 modeli olsaydı onu da alırdım. bi de bulsam uçan pembe kaykay alırım, eminönünde filan olabilir.

    YanıtlaSil
  4. Unkapanı'nda Haşim İşcan geçidine bakmak lazım uçan kaykay için... Olsa olsa orada olur...

    YanıtlaSil