6 Ekim 2011 Perşembe

ABD Seyahati Bölüm 3: Sweet Home Chicago

İlk iki yazıdan sonra Berivan'ın da öngördüğü üzere bir sessizliğe gömüldüm ister istemez. İlk yazıyı zaten İstanbul'dan New York'a uçarken yazmıştım, ikinciyi de NYC'den Chicago'ya uçarken. Bu üçüncü yazı da Chicago - NYC uçuşundan geliyor. 

Ben Chicago'ya Deniz'den bir gün önce geldim ve airbnb.com'dan ayarlamış olduğumuz eve yerleştim. İlk airbnb kullanımımız bizim açımızdan büyük bir şans oldu. Kaldığımız ev genelde filmlerde gördüğümüz tarzdaki lüks residence gökdelenlerinden. Girişinde bir resepsiyon olup her girişte "Günaydın, bugün nasılsınız?" diye soran güleryüzlü elemanların olduğu 72 katlı bir yer. Konum olarak da daha merkezî olması mümkün değil muhtemelen. Kaldığımız daire 36. kattaydı ve yatağımızın hava yatağı olması haricinde ziyadesiyle rahattık. 

Chicago ilk gökdelenin yapıldığı şehir. Ondan sonra da durmamışlar zaten. Şehir merkezinde alçak bina yok. Hâlâ da yapmaya devam ediyorlar yenilerini.  Ama şehrin en iyi yanı, gökdelenler yüzünden kamuya açık alanlardan taviz verilmemiş olunması. Göz alabildiğine uzanan parklar, tamamı kamuya açık 28 mil uzunluğundaki göl kenarı: Göl kenarına özel mülk inşa etmek kanunla yasaklanmış, her zaman kamuya açık olacak, aynı şey nehir kıyısı için de geçerli. Bu yüzden gökdelen bolluğuna rağmen insanın üzerine üzerine gelen bir boğuculuk yok. 

Chicago aynı zamanda ABD'nin en "Bike Friendly" şehri seçilmiş. Zira 28 millik göl kıyısına ek olarak bütün ana caddelerde de bisiklet yolları mevcut. Pazar günü bir bisiklet turu yaptım ve şehrin ziyadesiyle yaşanır olduğuna kanaat getirdim. 

İki müzeye gittim, ikisini de tavsiye ederim: Museum of Science and Industry ve Art Institute of Chicago. İkisine de birer gün ayırmakta fayda var. Bir de "Architectural Boat Tour" yaptık nehirde, o da tavsiye. 

Onun dışında da yiyip içmek lazım. Chicago'nun Deep Dish Pizza'sı meşhur. Cheesecake gibi bir şey düşünün, kek hamuru yerine pizza hamuru, peynir yerine de peynir (ve diğer malzemeler) düşünün. Pişmesi 45 dakika sürüyor en az ama beklediğinize değiyor. Dayanabilecek gibiyseniz starter almayın, biz aldık ve iki kişi 6 dilimlik pizzayı bitiremedik ): Kalanı paket yaptırabiliyorsunuz gerçi. 

Pizza konusunda tavsiye edilen üç mekan var: Lou Malnati's, Gino's East ve Giordano's. Lou'da çok sıra olduğundan beklemeyip Gino's'a gittik, orada da bir 40 dakika bekledikten sonra masamıza geçtik. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki yine olsa yine yaparım (:

Chicago style Hot-Dog diye bir şey var, ketçap yerine dev turşu koyuyorlar içine. Gayet güzel oluyor ama yemezseniz de dünyanın sonu değil. Chicago'da yaşayan bir arkadaşımızın götürdüğü Portillo's diye bir mekânda yedik onu, hamburgerler falan da var, her bir şubesi farklı konseptte olan Chicago'lu bir zincirmiş, bizim gittiğimizin konsepti 1920'lerdi mesela. Ev sahibimiz Yolk diye bir mekan önermişti ama gidemedik ona. 

Şehri tepeden görmek için ABD'nin en yüksek binasi olan Willis Tower'a (Eski adıyla Sears Tower) çıkmak mümkün $30'a. Biz çıkmadık, onun yerine John Hancock Tower'ın 96. katındaki bara çıkıp (Oraya çıkmak ücretsiz) $30'la da içtik. Siz de öyle yapın. Söyleyenlerin yalancısıyım, buranın da en iyi manzarası kadınlar tuvaletindeymiş. 

Malum, Chicago Blues'uyla meşhur bir ilimiz. "Ha bu akşam gidelim, ha yarın akşam gidelim" derken anca son akşamımızda gidebildik blues dinlemeye. Önce, Chicago'da yaşayan arkadaşın tavsiyesi üzerine Kingston Mines'a gidecekken ev sahibimizin son dakika tavsiyesine uyup Buddy Guy's Legends'a gitmeye karar verdik, eve de daha yakındı. İnanılmaz memnun kaldık. Her gece canlı çalan bir grup oluyormuş ve dün gece de Jimmy Johnson ve arkadaşları sahnedeydi, mekân da çarşamba gecesi olmasına rağmen doluydu. Adamlar da Allahlar'ı var çok güzel çaldılar. Bir ara takdir göstergesi olarak küfür kullanımı içeren bir tweet atmayı düşündüm, sonra vazgeçtim.

Uçak alçalmaya başlıyor yavaş yavaş, ben de yazıyı yavaştan bitireyim. Pazartesi akşamı Deniz İstanbul'a dönüyor, benim birkaç günüm daha var, muhtemelen bir dahaki yazıyı da o aralarda yazarım ancak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder