12 Ekim 2011 Çarşamba

ABD Seyahati Bölüm 5: İnsanlar simsiyah, kızıl, beyaz...

Dünkü melakolik yazımızın ardından normal seyahat yazısı formatımıza geri dönelim. Format dedim ama bi formatı da yok aslında, geldiği gibi yazıyorum. Bakalım bu sefer neler gelecek...

Öncelikle kısa bir özet yapalım. Bu serinin ilk iki bölümünde anlattığım üzere hızlı bir şekilde New York aktarmalı olarak Chicago'ya geldim 1 Ekim Cumartesi sabahı. Ertesi gün de Deniz katıldı bana. Üçüncü yazıda Chicago seyahatini yazdım zaten. Ekim'in 6'sında New York'a geçtik, Brooklyn - Crown Heights'daki evimize yerleştik. 

Airbnb'den bulduğumuz bu evin sahibi Debbie o sırada Florida'da olduğundan bizi annesi karşıladı ve yerleşmemize yardımcı oldu. Kendisi de iki sokak ötede oturuyormuş zaten. Mahallemiz filmlerden fırlamış bir zenci mahallesi adeta. Metrodan inip de eve yürürken sokakta bizden başka beyaz yoktu. Kıçlarından düşmeye ramak kalmış pantolonlarıyla gençler, geçen arabalardan yükselen hip-hop, "'Coz it says so in the Bible!" diye bağıran yaşlı amcalar... Hepsi var burda. 

Deniz'in ilk derdi müzeleri gezmek olduğundan onun burada olduğu günleri Manhattan'a gidip gelerek ve müze gezerek geçirdik. MoMA, Met, Guggenheim... Ne varsa gördük. Bunlar arasından birine gideceksen o MoMA olsun derim. Cuma akşamı gidersen ücretsiz ama çok kalabalık. 

ABD'deki günlerimizde o kadar çok müze gezdik ki (Bir de Sanat Tarihi mezunuyla gezince) şimdi karşıma gelse bir Seurat'yı, efendime söyleyeyim bir Francis Bacon'ı, bir Lichtenstein'ı 20 metreden tanırım (Yasal Uyarı: Tablo boyutuna bağlı olarak tespit mesafesi 5 metreye kadar düşebilir). 

Müzeler dışında, her turistin yapması icap ettiği üzere Empire State Building'e çıktık ve ben bu seyahatte içime işleyen kapitalizmin de etkisiyle "Acaba World Trade Center'ın yıkılması buranın gelirini ne kadar artırmıştır?" diye düşünmeden edemedim...

New York'a kadar gelmişken bir de Broadway müzikali izleyelim dedik ve tkts ofisinin yolunu tuttuk. tkts, belli saatlerde açık olan ve sadece o günün Broadway ve Off-Broadway gösterilerine 30-50% arasında değişen indirimlerle bilet satan bir ofis. Times Square'de ve Brooklyn'de ofisleri var. Bir yerde daha vardı ama unuttum, tdf.org'dan bakın gitmeyi düşünürseniz. 

tkts'in iPhone uygulamasından o gün hangi gösterilere bilet sattıklarını öğrenip Brooklyn ofisinin yolunu tuttuk cumartesi sabahı ve The Phantom of the Opera için 40% indirimli bilet bulduk. Broadway için adet yerini bulsun diyerek görece şık giyindik -öyle ki biletleri kontrol eden amcadan kxcd kravatım için bir övgüye dahi mazhar oldum- ve akşam Majestic Theater'ın yolunu tuttuk. 

The Phantom an itibariyle Broadway'in en uzun soluklu gösterisi, 1988'den bi aralıksız oynuyor. İstanbul terimleriyle konuşacak olursak tam bir Lüküs Hayat (: Hikayeyi biliyorsunuzdur, bilmiyorsanız da öğrenirsiniz nasıl olsa, ben gösteriden bahsedeyim. Müzikal yerine sürekli gösteri diyorum çünkü tam bir gösteri. "Adamlar bu işi iyi biliyor" diyorsunuz sonunda. Neticesinde müzikal -bence- komik bir şey ve konstantre olmak bana zor geliyor. Ama müziklerin güzelliği, dekorun kalitesi ve efektlerin başarısı sahneden gözünüzü ayırmamanızı sağlıyor. Şu meşhur avize umduğumdan daha yavaş düştü ama yine de gayet iyiydi...

Dün itibariyle Deniz İstanbul'a döndü. Ev sahibimiz de Florida'dan dönüp iki gün sonra tekrar bir yere gitti. Şu anda resmen Brooklyn'de tek başıma eve çıkmış gibiyim. Gerçi evde çok fazla da vakit geçirmiyorum. Hava daha geç kararıyor olsa bahçede takılırdım akşamları ama onun yerine mahallenin barını tercih ediyorum iki akşamdır. Biramı içip blogumu yazıyorum. Dün akşam mekandaki tek beyaz bendim, bu akşam 3 tane daha var. 

Bir de dün akşam TV'de futbol vardı, en azından touchdown falan olunca seviniyordum. Bu akşam beyzbol var, resmen bi bok anlamıyorum. Nereye koşuyor olm bu adamlar?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder