21 Ocak 2015 Çarşamba

Ettiğim ah değildir, bahtım siyah değildir.

“In vino veritas” demişler Latince’de. Muhtemelen rakıyı bilmediklerinden. Rakıyı bilmiyorlarsa Zeki Müren’i hiç bilmiyorlardır. Zeki Müren’i ve rakıyı bilmediğin bir hayatı yaşamanın ne gereği var ki zaten?

Son bir senedir yaşlanmak üzerine düşünüyorum. 30 yaşıma geldiğimden beri yani. O kadar ki 30. doğum günümle birlikte anılarımı yazmaya başladım. Sonra kalp krizi geçirince durdum ama o başka bir konudur ve başka bir yazıda anlatılmalıdır.

Anılar benim için çok önemli. Hayatı yaşamamın asıl amacı anı biriktirmek diyebilirim. Anlatmaya değer hikayelerin yoksa yaşamanın ne gereği var ki zaten?

Ahmet Amca’nın kitabını bitirdim geçen gün: Beyler Sokağı.

Ahmet Amca bir kalp krizi sonucunda vakitsizce aramızdan ayrıldığında ben henüz kalp krizi geçirmemiştim. Onun ölümünün hemen ardından Çeşme’de, sonrasında da Moda’da hakkında o kadar çok anı ve hikaye dinledim ki; “Keşke” dedim “benim de öldüğüm zaman hakkımda bu kadar konuşacak, anılar anlatacak dostlarım ve anlatmaya değecek bir hayatım olmuş olsa.”.

Birkaç ay sonra kendim de kalp krizi geçirip şanslı bir şekilde hayatta kaldıktan sonra tekrar düşündüm aynı konuyu. “O anlatmaya değer hayatı mı yaşıyorum acaba?” diye.

Zeki Müren’in sesinden Yıldızların Altında çaldı az önce.

“Ne keder ne yas olur yıldızların altında, çakıllar elmas olur yıldızların altında...”

Deren “Aa, ben buralarını bilmiyormuşum [bu şarkının]” dedi. Ben kadehimi zamanında biz gerizekalı ortaokul bebelerine -Şu hayatta en tiksindiğim şeylerden biri ortaokul talebeleridir- Türk Sanat Müziği’ni öğretmeyi ve sevdirmeyi başarmış olan Ali Naci Hoca için kaldırdım. İyiler erken ölür klişesinin gerçeğe dönüştüğü insanlardan biri daha ):


Beyler Sokağı tam da benim yazmak isteyeceğim tarzda bir kitap gibi. Ahmet Amca, hayatının en keyifli yıllarını yazmış sanki. İçinden geldiği gibi, keyfine göre.

Bugün bir kitap yazsam anca anılarımı yazarım. O da anca hayatımım ilk 30 senesi işte. Bunu düşününce kendimi şimdiden yaşlı gibi hissediyorum. 30 ne lan? Cahit Sıtkı’ya güvensek yolun yarısı bile değil. Biraz tırt olur o kitap… İlk 30 yılı yazayım, kabul. Ama tek kitap bu olmamalı. Daha yaşanacak çok anının ve yazılacak başka kitapların olduğuna inanmak istiyorum. Başlarda bir yerlerde de dediğim gibi, yazmaya değmeyecekse yaşamanın ne gereği var ki zaten?

Bu yazının en hüzünlü detayı da, Ahmet Amca’nın Beyler Sokağı’nın ardından gelebilecek onlarca kitabından mahrum kalmış olmamız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder