13 Aralık 2008 Cumartesi

Uzunca bir aradan sonra yazılan ilk yazının uzun olmasından mütevellit yarıda kalması ve konuya uygun bir başlık bulmanın zorluğu

Bugün tek başıma sinemaya gittiğimi bloga yazarak sevgili dostum Ceren'i üzmek istemezdim ama ne zamandır bloga pek bir şey yazmamış olduğumdan ve blogdaki bu sessizlik hakkında farklı kesimlerden çeşitli tepkiler almış olmamdan dolayı kendimi mecbur hissettim. Ne de olsa bloga en çok yazdığım konulardan bir tanesi sinema...

Bugün evvela sevgili biraderimle bir miktar takıldık, aslında sinemaya gitme fikrimiz de vardı ama zaman ilerledikçe, kendisi yarın sabah erken kalkması gerektiğini belirterek evine gitmeye karar verdi. Ben de bunun üzerine sevgili dostum ve yeni ev arkadaşım -"Hayatımdaki gelişmeler" başlıklı bir yazı yazmam lazım sanırım- Emre'yi aradım sinemaya birlikte gidelim diye. Kendisinin öğlen eve gelip ders çalışma gibi bir planı vardı, akşama kadar herhalde çalışmış olur diye düşündüm ki meğer akşama kadar tembellik yapmış. N'oldu tabii, hem filme gelmedi hem de şimdi saat gecenin kaçı olmuş, adam hâlâ ders çalışıyor...

Hâl böyle olunca ben de tek başıma gittim sinemaya. Filmin oynadığı ve benim izleyebileceğim 3 sinema arasında en yakın olan en pahalısı, en uzak olan da en ucuzuydu. Ben de ortadakine gitmeye karar verdim: Astoria.

Yahu, mimari olarak iş hanından hallice ama içerik olarak çok lüks takılan alışveriş merkezlerini ben cidden anlamlandıramıyorum -Örnek olarak Astoria ve Nişantaşı City's'i verebiliyorum, başka varsa söyleyin-. Ha bu lafımdan mimari olarak hayvanî büyüklükte olan alışveriş merkezlerini anlamlandırabildiğim fikri de çıkmasın, onu da yapamıyorum -Örnek olarak Cevahir ve İstinye Park-. Eve yakın olmasından dolayı Akmerkez -Herkes karmaşık olduğunu iddia etse de bence çok basit, üçgen şeklinde işte- ve ajansa yakın olmasından dolayı Kanyon -Aslında hoşuma gidiyor, en azından bir konsepti var- haricinde pek vakit geçirmiyorum alışveriş merkezlerinde.

Neyse, konuyu dağıttıkça dağıttım yine. Astoria'ya gittim diyordum, o sırada filme yaklaşık bir buçuk saat vardı. Ben de, biletimi aldıktan sonra, adeta bir sinefil gibi takılarak önce D&R'ye uğrayıp bir adet Sinema dergisi aldım, bir de indirimde Romance & Cigarettes DVD'si buldum ve onu aldım: iki sene evvelki İstanbul Film Festivali'nde izlemiş ve pek beğenmiştim. Ardından da Caffè Nero'ya geçtim ve kahvemin eşliğinde dergimi okudum film saatine kadar.

Neyse, saat 19:30'u bulduğunda sinema salonuna geçtim. yaklaşık 20 dakika kadar reklam izledikten sonra nihayet film başladı. Yazının bu anına kadar hangi filme gittiğimi neden açıklamadım bilmiyorum, aslında yazının başında belirtmeyi planlıyordum ama gördüğünüz gibi laf iyice dağıldı. En iyisi ben bu yazıya bugünlük burada son vereyim, filmden bilahare bahsederim.

2 yorum:

  1. Romance & Cigarettes, dunyanın en sahane ikinci filmidir.

    salamlar bu arada ^_^

    YanıtlaSil
  2. Size göre dünyanın en şahane filmi olan filmin DVD'sini de geçen sene almıştım, hatta canımız çekti, izledik geçen hafta ev arkadaşlarımla... DVD'yi sayın alışımın bende tetiklediği düşünce akışına da buradan ulaşabilirsiniz hanımefendi...

    aleykümsalam bu arada (:

    YanıtlaSil