31 Ağustos 2008 Pazar

Neden yazmıyorum?

Çiçekler sulandıkça büyür. Kâfi olmayanın ettiği yalan yanlış bir temsil ve bir fasit daireden başka bir şey olmayan zoom-out efekti. Üçün birinin karanlık, birinin kararsız, bir diğerinin de kazma olması.

10 Ağustos 2008 Pazar

Şehir içinde bisiklete binmekle ilgili tavsiyeler

Bilindiği üzere iki hafta önce bisikletimi elden geçirdim, geçirdiğim gibi de Bakırköy'den eve kadar sürdüm. Şu iki hafta içinde 100 km.'nin üzerinde yol yapmışım hesaplarıma göre. Şehir içinde bisiklete binen ya da binmeyi düşünen okuyuculara birtakım tavsiyeler vermeyi bir borç bildim.

1. Kask takın. Muhtemelen en hayatî tavsiye bu, kafanızı koruyun. Aynı zamanda kaskın şöyle de bir avantajı var: trafikte daha ciddiye alınıyorsunuz. Sürücüler "Aha, sporcu galiba" diyerek üstünüze sürmekten vaz geçiyorlar, çoğunlukla...

2. Görünür olun. Bisikletinizde ya da sırt çantanızda vb. reflektör falan olsun, kırmızı giyin (Mesela benim kaskım ve sırt çantam kırmızı, çantanın üstünde reflektörlü kısımlar da mevcut.). Ya da bisikletin arkasına takmak için şu yanıp sönen kırmızı LED'lerden alın.

3. Gözlük de takın. Şu sporcu gözlüklerinden. Maazallah gözünüze bir şey kaçarsa anında kaza yaparsınız. Ben iki sene önce yaptım, oradan biliyorum. Çok pahalı olmak zorunda değil gözlük, ben benimkini Tchibo'dan 12,90 YTL'ye almıştım.

4. Eldiven de taksanız iyi olur. Maazallah düşerseniz ilk yaralanacak yer elleriniz olacak, bırakın eldiven yırtılsın. Hem eldiven kullanırsanız elleriniz nasır da olmaz.

5. Halk otobüslerine ve minibüslere özellikle dikkat edin. Arkasından gidiyorsanız güvenli bir mesafe bıraktığınıza emin olun, zorunda kalmadıkça sollarından geçmeyin.

6. Trafik kurallarına uyun. Trafik kanununun 66. maddesine göre bisiklet yolu olan yerlerde bisiklet karayolundan sürülmez. Bisiklet yolu İstanbul'da çok bulamayacağınız bir şey olduğundan sizi 46. maddeye alıyoruz, buna göre karayolunda geçme ve dönme haricinde en sağ şeritten gitmeniz ve diğer taşıtlar ile aynı sorumluluğa sahip olarak hareket etmeniz gerekiyor. Kırmızı ışıklarda durmayı ihmal etmeyin, sağa sola bakın, dönüyorsanız elinizle işaret verin vb.

7. Şekil yapmayın. Trafikte giderken, işaret verdiğiniz anlar haricinde iki eliniz de direksiyonda olsun.

8. Mazgallara ve tramvay raylarına dikkat edin.

9. Bisikletiniz bakımlı olsun. Özellikle fren ve vitesinizin sorun çıkarmayacağından emin olun.

10. Şehir içinde binmeyin, atlayın vapura Heybeliada'ya gidin. Egzoz kokusu, halk otobüsü korkusu olmadan bisiklete binmenin aslında ne kadar keyifli bir hadise olduğunu hatırlarsınız.

Biraz da benim genellikle kat ettiğim parkurdan bahsedeyim. Haliç'ten Sarıyer'e kadar sahilyolundan bahsedebilirim. Bu yolun Arnavutköy'e kadar olan kısmında yaya yolundan gitmek pek mümkün değil, mecburen trafikten gideceksiniz. En keyifli diyebileceğimiz kısım Baltalimanı'ndan sonra başlıyor. Baltalimanı'ndan sonra yaya yoluna girip İstinye'ye kadar trafikten uzak kalabilirsiniz. İstinye ve Yeniköy'ü trafiğin içinde kat ettikten sonra, İran Başkonsolosluğu'nu geçince yine kendinizi sahile vurun, Tarabya'ya kadar Boğaz'ın keyfini çıkarın. Denizden çıkan ıslak çocuklara dikkat edin, her an birinin ayağı kayıp önünüzde kıçüstü yere yuvarlanabilir. Tarabya'ya gelince mecburen yine trafiğe gireceksiniz, Kireçburnu'na kadar. Kireçburnu'ndan sonra yine sahile atın kendinizi, buradan rahatlıkla Büyükdere'ye kadar, biraz zorlarsanız Sarıyer'e kadar trafiğe inmeden gidebilirsiniz. Otobüs duraklarının arkasından geçerken dikkat edin, denize düşmeyin. Bir de balıkçılara dikkat edin, dün iki defa iğnelere takılmama santimetreler kala durduğum oldu -Frenler önemli demiştim-.

Bu parkurun 3 adet zorlu kısmı var: Sarıyer yönünde giderken Arnavutköy ve Tarabya, Beşiktaş yönünde giderken de İstinye'de. Genellikle Karadeniz'den gelen rüzgar Arnavutköy-Bebek arasında ve Büyük Tarabya Oteli'nden Kireçburnu'na kadar sürüşü ciddi anlamda zorlaştırıyor. İstinye'de de Maslak dönüşünün olduğu yerde bir taraftan yokuş tırmanırken diğer taraftan da Maslak yönüne dönecek minibüsler tarafından ezilmeden sol şeride geçmek gerekiyor. Burayı geçer geçmez Emirgan'a kadar çok tatlı bir yokuş iniyorsunuz ama şu sıralar yol inşaati var, azamî dikkat göstermekte fayda var.

Son olarak, bahsettiğim parkurda haftasonları gerek yaya yolunda gerekse karayolunda ziyadesiyle can sıkıcı bir trafiğe rastlayacağınızı ve de egzoz dumanını solda sıfır bırakacak bir mangal dumanı yüzünden nefes almamayı dileyecek hâle geleceğinizi hatırlatarak bisikletle ilgili yazılarımın ilkine bir nokta koyayım.

Madness is like gravity, all it takes is a little push...

Yazının başlığını "Why so serious?" yapmamak için adeta kendimle bir savaş verdim, o laf dilimin ucundan kendini boşluğa fırlatmak için ne kadar direndiyse, ben de bir klişeden kaçmak için o kadar direndim. Sonra da filmde, ondan sonra ilk aklıma gelen replik olan bu cümleyi yazdım aklımda kaldığınca...

Hâlâ izlemeyenler varsa -bu arada belirteyim, yazı spoiler içermez- şunu söyleyebilirim: bir gün daha kaybetmeyin, gidin. Bugün ikinci defa izledim filmi ve her sahnede neler olacağını bildiğim hâlde bu kadar heyecanla seyredeceğimi giderken tahmin edemiyordum.

Uzun uzun bir şeyler yazmayacağım, fazlasıyla yazılıp çizildi film hakkında. Şunu söylemek istiyorum sadece, Nolan'ın kullandığı sinema dilini sevebilir ya da sevmeyebilirsiniz, ama şurası aşikar ki kullandığı dili tek kelimeyle kusursuz kullanmış. Karakter gelişimleri ancak bu kadar pürüzsüz, kurgu ancak bu kadar ahenkli olabilirdi.

Heath Ledger'ın Joker'i içinse gerçekten söylenecek bir söz yok. Benim diyen aktörün bile artık Joker'i canlandırmadan önce iki değil iki bin defa düşünmesi gerekecek.

Son olarak da, Maggie Gyllenhaal'a sevgilerimizi gönderelim.

Bu arada, The Dark Knight'tan bahsediyordum (:

7 Ağustos 2008 Perşembe

Alışveriş günlükleri

Pazartesi günüydü. Yataktan ziyadesiyle geç çıktım. Aslında 11:00 gibi ev telefonuna uyandım, "Is Mr. Nuri there?" diye soran hanımefendiye yanlış numarayı çevirdiğine dair gereken açıklamaları yaptıktan sonra yatağa döndüm, uyumaya çalıştım. Yaklaşık bir saat sonra bu sefer Aykan aradı, adaya gitme gibi bir fikrimiz vardı, öyle bir fikrin artık var olmadığını söyledi, tekrar yatağa döndüm. Uyuyamayacağımı bildiğim için aşağı yukarı bir yıl önce Emre'nin ödünç verdiği kitabı aldım elime. Bir haftadır okuyordum ve sarmaya başlamıştı Ahmet Ümit'in Kukla'sı. Geçen yıl hayatımın en kötü gününü süsleyen yağmurun gazabına uğramış olan kitap, kurumuş sayfalarının yarattığı bozuk biçimine inat sessiz bir gururla başucumdan ayrılmıyordu.

Yataktan çıktığımda saat 15:00 olmuştu. Kalktım, duşumu aldım, kahvaltımı ettim, kahvemi içtim. Günün geri kalanını evde oturarak harcamanın anlamsızlığı yüreğimi sıkıştırmaya başlayınca üstümü değiştirdim, kaskımı taktım ve bisikletime atladığım gibi kendimi yola vurdum. Rumelihisarı'na inince "Sağ mı, sol mu? Hadi soldan gidelim" dedim bisiklketime ve Sarıyer'e kadar gittik. 30 km. yaptıktan sonra eve ulaştığımda saat 19:30 olmuştu, hemen kendimi duşa attım ve saat 20:00'de market kapanmadan ufak bir alışveriş için tekrar dışarı çıktım.

Bu yazıyı yazmak için beni teşvik eden hadise de o alışveriş esnasında yaşandı. Sepetimi kasanın yanına koymuş, önümdekinin işini bitirmesini beklerken markette birkaç dakika önce de gördüğüm anne-kız geçtiler arkama. (Bu arada belirtmeliyim ki, söz konusu anne-kız biz yaştakiler için anneanne-anne ikilisi oluşturacak bir yaştalar.) Yaşlı olanı hâlihazırda "Neden bu kapıdan girdik ki? Neden bunu alıyoruz ki?" şeklinde söylenmekteydi sıraya girdiklerinde. Benim sepetime bakarak "Amma da çok şey almış!" dedi. Döndüm, sevimli bir şekilde bana gülümsedi. Şunu inatla belirtmek istiyorum ki, çok şey almadım, buyurun bu da belgesi! [solda] -Kinder Bueno'da 3 alana 1 bedava vardı-

Bugün ise, Deniz'le birer kahve içtikten sonra Metrocity'deki Tchibo'ya girdim. Tchibo'da bulabildiğiniz bin türlü abuk subuk şeyin arasında bisiklet için de bir şeyler bulunabiliyor kimi zaman, ki bu dükkan zincirinden yaptığım ilk alışveriş de bisiklet gözlüğüydü. Aynı gözlükten Alper için de bulabilir miyim diye bugün girdiğim dükkandan aldıklarımı taşımak için bir de sırt çantası alarak çıktım diyebilirim. Şaka bir yana sırt çantası aldım, ama lazımdı -ve ucuzdu!-. Üç adet de bisiklet bilgisayarı aldım (Biri Alper'e, diğeri de alces'e olacak şekilde).

Bisiklet bilgisayarını bisikletime monte ettim eve gelince, ama düzgün çalışıp çalışmadığından ancak yarın, yine sahil yolundan Sarıyer'e doğru giderken emin olacağım. Beni ilk defa bir Tchibo'nun kapısından içeri sürükleyen sevgili İpek'e de teşekkürlerimi sunarak huzurdan ayrılıyorum,

Sevgiler.

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Sarper'e nasıl giderim?

Belki hatırlarsınız, İnternet Uygulamaları dersim için bir site yapıyordum, hatta konsepti Emre'nin bile beğendiğini söylemiştim (:

Dersin hocası ve final sunumundaki jüri üyeleri de Emre'yle benzer fikirleri paylaşmış olsalar gerek ki, dersten AA'yla geçtim. Yaklaşık bir ay önce siteyi gören Ceren de duyduğum en güzel iltifatı yaptı yaklaşık 2500 km öteden -reklamın b.kunu çıkarmadan susayım artık-. Siteyi Aydın Doğan Vakfı Genç İletişimciler Yarışması'na gönderdim son olarak, kişisel web sitesi dalında. Bu amaçla, bilgisayarımın sabit diskinde ikamet eden site, üniversitenin sunucusu üzerinde online oldu.

Buyurun, bakın, eleştirin: Sarper'e nasıl giderim?

3 Ağustos 2008 Pazar

Birikinti

Yaklaşık bir haftadır aklıma "Bloga yazayım" dediğim şeyler geliyor ama evde geçirdiğim vaktin neredeyse tümünde bana hakim olan atalet yüzünden hiçbiri hakkında bir satır bile yazmış değilim farkındaysanız. (Acaba laptop'u alıp en yakın Starbucks'a mı geçsem...)

En azından bu konuların bir listesini yazayım bari diye düşündüm, yakında bir şeyler yazacak olursam listeden konu beğenirim en azından (:

  • Kung-Fu Panda'yı Deniz'le birlikte Türkçe izlemek zorunda kalışımız...
  • Deniz'in doğumgünü (Mutlu yıllar!)
  • Bisikletimi Bakırköy'den alıp eve kadar 25 km. sürmem...
  • Şehiriçinde bisiklete binmekle ilgili hayati tavsiyeler...
  • The Dark Knight!
  • Heybeliada'da bisiklete binmenin ne kadar keyifli olduğu...
  • Çimen'in doğum haftası etkinlikleri (Mutlu yıllar!)
  • Dilek Pera ve Café Krepen'in ardından dün itibariyle başlayan Barcelona boykotum...
  • Son takıldığım şarkı...