24 Ocak 2009 Cumartesi

Yes Man!

Dün akşam ajanstan çıktıktan sonra biraz arkadaşlarla takıldık Kanyon'da. Sanırım bir Stockholm sendromu yaşıyoruz ajansla ilgili. Bir noktadan sonra çok uzaklaşamıyor, sosyalleşmek için anca Kanyon'a kadar gidebiliyoruz. Her neyse...

Geçtiğimiz hafta biraz yoğundu. "Biraz" derken neyi kast ettiğimi şöyle özetleyeyim: 21 Ocak Çarşamba sabahına yetiştirmemiz gereken büyük çaplı bir iş için 8 günlük bir süreçte haftasonu dahil günlerce üstüste sabahlayıp, son 3 günü 3 saatlik uykuyla geçirmek. Çarşamba sabahı ajanstan çıktığımda 48 saattir hiç uyumamış bir haldeydim. Levent'te bir büfeden su alayım dedim ama zihin normal fonksiyonlarını yerine getirmekten aciz bir hâlde olduğundan şöyle bir sahne yaşandı:

1. Parayı tezgâha koydum
2. Adam suyu tezgâha koydu
3. Ben parayı tezgâhtan aldım
4. Para benim elimde olacak şekilde bir süre bekledik
5. Paranın benim elimde olmasının mantıksız olduğunu fark edince parayı tekrar tezgâha koydum
6. Adam suyu hafifçe bana doğru ittirdi
7. Suyu aldım
8. Çıktım

Neyse işte, böyle bir haftanın ardından hafif hafif normale dönmeye başladık. Dün akşam arkadaşlarla Kanyon'da biraz takıldıktan sonra onlar erkence kaçtılar, ben de bari sinemaya gideyim dedim. Jim Carrey'li Yes Man ilgimi çekmişti, onu izledim.

Film, uzun zamandır en çok keyif aldığım film oldu açıkçası. Bolca ciddi rolden -ki hepsinin de hakkını verdiğini söylemeliyim- sonra Jim Carrey'i bir komedide görmek iyi geldi. Ama bir hayli yaşlanmış gördüm Carrey'i. Diğer taraftan, kendisinden 18 yaş küçük Zooey Deschanel'i görmek de iyi geldi. Geçen yazın en manasız filmlerinden biri olan The Happening'de -Filmle ilgili yazdıklarım için tıklayın.-
öyle manasızca ortalıkta dolanarak bizi üzmüştü ama neyse ki bu filmde öyle olmamış.

Filmin senaryosu genel olarak akıcı, sadece başlangıcı biraz hızlı geldi ama hoş görülebilir. Karakterler güzel kurgulanmış, özellikle de baş karakter. Genel olarak eğlenceli, espriler hoş, her sahnesinden keyif aldım diyebilirim.

Tabii kimsenin beklentisini anlamsızca yükseltmek istemem, film bir şaheser değil, ama ziyadesiyle başarılı bir komedi filmi. Hatta uzun zamandır izlediğim en iyi komedi filmi.

Bu arada, az önce iMDb'de başrol için Jim Carrey'den önce Jack Black'in düşünüldüğünü okudum da tüylerim diken diken oldu.

Son iki nokta: film İngiliz mizah yazarı Danny Wallace'ın aynı adlı kitabından uyarlanmış. Wallace'ı BBC'de yayınlanan "How to Start Your Own Country" adlı Komedi-Belgesel-Dizisinde kendi apartman dairesinde Lovely adlı bir ülke kurup Birleşmiş Milletler'e başvurmuş olmasıyla hatırlıyoruz.

İkinci nokta da şu: filmin soundtrack'i çok güzel. Gerek filmin orijinal müzikleri -ki buna Allison'ın müzik grubunun şarkıları dahil (:- gerekse kullanılan diğer şarkılar filme 100% uyum göstermiş.

Filmin konusundan bahsetmediğimi fark ettim, neyse, okursunuz bir yerlerde, ya da en iyisi fragmanını izleyin:


Yes Man from Kasun Vidanapathirana on Vimeo.

4 yorum:

  1. Gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılmış bir kitap diye biliyorum. Bunu da belirtmek istedim.
    Öte yandan sensin manasız :)

    YanıtlaSil
  2. Stockholm sendromundan müzdarip olduğun için, sana iyi davrandığımız halde eve uğramadığın sonucunu çıkarabilir miyiz? Seni eve getirmek için kötü mü davranalım yani?..

    YanıtlaSil
  3. Danny Wallace otobüste karşılaştığı biriyle girdiği muhabbetten sonra her şeye "evet" deme olayına girmiş, altı ay boyunca her şeye "evet" demiş. O esnada yaşadıklarından yola çıkarak yazmış kitabı da. Söylenenlere göre film, kitaptan bir hayli noktada ayrışmaktaymış...

    YanıtlaSil
  4. sahne mükemmelmiş kahkaha attım! ve biraz ittirdim o kahkahayı.

    YanıtlaSil