15 Temmuz 2008 Salı

Kara Şövalye'yi beklerken...

Bir ara vizyondaki filmleri doğru düzgün takip edemediğimden bahsetmiş, festivallerde ise son bir yıl içinde 52 film izlediğimi söylemiştim. Okul bittikten sonra, şu sıralar başka bir işimin de olmaması dolayısıyla son 12 gün içinde 4 defa sinemaya gittim, 2 adet kötü, 1 adet idare eder, 1 adet de fena değil film izledim. İzninizle, kötüden iyiye doğru sıralayalım:

The Incredible Hulk: Başta ben olmak üzere çizgiroman uyarlamalarını mümkün olduğunda ilgiyle takip edenlerin bu hareketlerini derinden sorgulamasına yol açacak kadar kötü bir filmdi. Şöyle söyleyeyim, bunun yanında X3 fena değil, X3'ü bir kenara bırak Spider-Man 3 bile fena değil (Fantastic 4 hâlâ kötü ama). Tamamıyla kararsız ve temeli hiç de sağlam örülmemiş bir hikaye kurgusu bu filmde elle tutulur tek şeyin aksiyon olmasına sebep oluyor, gel gör ki aksiyon sahneleri de tatmin edicilikten ziyadesiyle uzak. Abomination'ın doğuş öyküsünü geçtim, filmin öyküsünün başlamasına sebep olan olayın (Fabrikadaki hadise) bence hiç de inandırıcı olmayan bir tesadüf olması tuz-biber oldu. (Aslında yalan söylüyorum, asıl aksiyon sahnelerinin kötü olması tuz-biber oldu benim için...)

Mistik Olay: İsimden -Daha doğrusu çeviriden- kaybediyor zaten film. Aslına bakarsanız isim filmin tamamını özetliyor. Yani isimden ne anlıyorsanız filmden de o kadarını anlıyorsunuz. Bir şeyler oluyor, birtakım derinlikten yoksun olduğu kadar film öyküsü dahilinde de herhangi bir gelişme göstermeyen karakterler ortalıkta dolanıyorlar. Sanki hikayede ilginç bir şey olacakmış gibi davranıyorlar ama bir bakıyorsunuz ki ilginç kelimesinin kapsamını ne kadar zorlarsanız zorlayın içine bir türlü girmeyecek kadar alakasız birtakım olayların gerçekleşmesinin üzerine film bitiyor -Hakkını yemeyelim şimdi, çim biçme makinesiyle intihar eden adam ilginçti-. Sanırım bu filmi şu şekilde özetlemek mümkün: "A.B.D.'nin kuzeydoğusunda mistik bir olay meydana gelir, Shyamalan'ın neredeyse iki boyutlu sanacağınız kadar sığ yazdığı karakterleri ölür, dizinize gelecek kadar derin yazdığı karakterleri hayatta kalır."

Bu arada, Boston Globe bu film için şöyle demiş: "You feel like you're not watching the end of the world but the end of a career."

Wanted: Mistik Olay'dan sırf yazarken o kadar tiksindim ki bu film için iyi bir şey yazasım hiç kalmadı neredeyse, olsun yine de iyi davranmaya çalışayım. "İdare eder" dediğim film buydu, sonuçta aksiyon filmi, bu amaç dahilinde değerlendirmek lazım. Bu amaç dahilinde de anca geçer not alabiliyor bence. Bu yazının tümünde olduğu gibi şimdi söyleyeceğim de kişisel bir görüş, film bana çok agresif geldi. Yani seyirciye karşı olan tutumunu agresif buldum, heyecanlı bir hikaye anlatıyor olmak bağırmayı gerektirmiyor bence. Kısacası, sadece aksiyon arayışında olanlara tavsiye edilebilecek bir film. Bu arada belirtelim, Universal filmin devamını yazmaları için senaristlerle anlaşmış.

Hancock: Beklentilerim düşük olmasına rağmen şu dört film arasında en beğendiğim film bu oldu. Başarılı aksiyon ve dozunda kullanılmış yan unsurlar, başta mizah olmak üzere. Filmin belki de tek falsosu sonuna doğru haddinden fazla duygusallaşması oldu. Ha bir de, ben Will Smith'i sevmiyorum arkadaş. Filmde kötü mü oynamış? Hayır. Ama yine de, nedendir bilmem, ısınamadım bir türlü bu adama. Charlize Theron'la öyle bir sorunum yok mesela...

Vizyon filmlerini izlemeye yarın da -aha yarın olmuş!- Kung-Fu Panda ile devam ediyorum. Gerçi Jack Black'i de çok sevmem ama sadece sesine katlanabilirim gibi geliyor.

Bir süredir bu kadar çok filme gidiyor olmamı sanırım -başlığın da işaret ettiği üzere- The Dark Knight'ı beklerken biraz zaman geçirme biraz da ısınma olarak değerlendirmek mümkün. 26 Temmuz'u bekleyin! (Filmin 25'inde gösterime girdiğini biliyorum ama ben muhtemelen 26'sında gideceğim...)



Bu arada, The Dark Knight'ın gösterime girmesiyle birlikte, Watchmen'in de fragmanları dönmeye başlayacakmış. Her ne kadar Eylül 2007'de yazdığım yazıda film uyarlamasını pek de merakla beklemediğimi söylemiş olsam da, Watchmen'in çizeri Dave Gibbons'ın filmin setiyle ilgili yazdıklarını okuyup fotoğrafları da görünce heveslenmeye başlamıştım. Neyse, önce fragmanı izleyelim, sonra da 6 Mart 2009'u beklemeye başlayalım.

6 yorum:

  1. Kung Fu Panda seslendirmesiz olarak da gösterim de mi? Öyleyse ben de gideyim ona.

    YanıtlaSil
  2. evet, seslendirmesiz böyle dr. plonk gibi bir versiyonu varmış :P

    neyse, orijinal şeysi sadece kanyon'da... (simpsons da öyleydi mesela...)

    YanıtlaSil
  3. Sadece Kanyon'da olması yetmiyormuş gibi orada bile tüm seansları orjinal seslendirme değil. Feci kıl oluyorum bu olaya.
    Öte yandan keşke haftaiçi gitseniz de hep beraber gitseydik Dark Knight'a :(

    YanıtlaSil
  4. çok beğenirsem hafta içi tekrar giderim sizinle birlikte (:

    sana neden hafta sonu olmuyor?

    YanıtlaSil
  5. Bizim işimiz sadece film izlemek ve oyun oynamak olduğu için onları hafta içi mesai saatleri dahilinde yapıyoruz. Zaten bir hafta sonumuz var onda da sinemaya mı gidilir canım!

    YanıtlaSil
  6. Çünkü haftasonu EceMle beraberiz...

    YanıtlaSil