27 Şubat 2009 Cuma

Fotoğraf denklemi

Hani, bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir derler ya, bu galiba şu anlama geliyor: bir fotoğraf aslında bin kelime gücünde bir sessizliktir...

Çok felsefî oldu sanki gece gece...

25 Şubat 2009 Çarşamba

Çeşitli social networking hadiseleri...

Blogun eski okuyucuları hatırlar, facebook'a neden girmediğimi anlatan bir yazı yazmıştım bir yıl kadar önce. Gelin görün ki, yaklaşık 4 aydır bir facebook kullanıcısıyım. Malumunuz internetle daha da bir içli dışlı oldum ajansta çalışmaya başladığımdan beri. Facebook kullanmaya başlamamın asıl sebebi de bu oldu zaten. Diğer taraftan da, yeni çağın sosyalleşme anlayışının ne yönde seyrettiğini görme yönündeki merakım da itici bir kuvvet görevi üstlendi.

Velhasıl-ı kelam, bu sosyal ağlarla haşır neşir olmaya devam ettim. Efendim Last.fm, Delicious derken yaklaşık iki hafta evvel bir twitter hesabı da açtım. Microblogging yapıyorum işte. Gerçi takip edenlerim ve ettiklerim genel olarak ajans içinden ama olsun, belki zamanla kullanan sayısı artar.

Bir de Neil Gaiman var takip ettiklerim arasında. Ulan yazar dedik, bağrımıza bastık, adam akşam akşam resmen spam yaptı. Yahu, 3 saatte 13 defa status mu değiştirilir?!

Neyse, niahi emelim sanal alemdeki sosyal varlıklarımı bir ara düzenlemek, bu blog dahil olmak üzere entegre bir iletişim gerçekleştirebilmek falan... Hayırlısı...

13 Şubat 2009 Cuma

12 Şubat akşamı bir film izledim...

Dün ajansta motor yağlarından bahsederken konu döndü dolaştı ve saygıdeğer iş arkadaşım Aycan Bey bir film tavsiye etti bana. Kendisinin tavsiyesine uyarak filmi izledim.

Cashback, İngiliz yapımı bir film. Ziyadesiyle keyifli. Film, anlatım biçimi dediğimiz şeyin ne kadar önemli olduğunu gösteren en güzel örneklerden biri benim nazarımda. Zira, hikayeye, olay örgüsüne ve karakter gelişimlerine baktığınızda bir salı akşamı TV'de yayınlansa kanal değiştirtecek kadar klişe bir hikaye varken film, bu hikayeye "zamanı durdurma yeteneği" gibi doğaüstü bir özelliği gayet dozunda ve tadında ekleyerek seyir keyfini sekize katlıyor.


"Bu filmi bugüne kadar neden ben duymamışım?" diye hayıflandım ilkin. Sonra gösterime girdiği tarihe baktım: Mayıs 2007 imiş. Yani benim Norveç'e gidip bir nevî kendi hayatımda zamanı durdurduğum dönemmiş. Tabii dönünce zamanın aslında durmadığını insan görüyor. Zira değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ve aynı nehirde iki defa yıkanamazsın ve de güneş balçıkla sıvanmaz.

1 Şubat 2009 Pazar

İki nokta arasındaki en kısa mesafe

İki nokta arasındaki en kısa mesafenin bir çizgi olduğunu zannedenlere İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu hafta tokat gibi bir cevap verdi: iki nokta arasındaki en kısa mesafe üç çizgi de olabilir. Nasıl mı? Bakalım...

Efendim malumunuz, Büyükşehir bir süredir Taksim - 4. Levent metro hattını Taksim yönünden Yenikapı'ya, 4. Levent yönünden de Ayazağa'ya uzatmak için çalışıyor. Bu minvalde yapılan çalışmalar nihayet sonuç verdi ve Taksim tarafında Şişhane istasyonu, 4. Levent tarafında da İTÜ ve Atatürk Oto Sanayii -O değil de, bir oto sanayii sitesinin isminin Atatürk olması hakkında ne desem bilemedim- İstasyonlarıyla uzadı. Bir başka deyişle, artık Şişhane'den Maslak'a kadar uzanan kesintisiz bir ray mevcut. Peki bu, Şişhane'den Maslak'a kadar kesintisiz bir metro hattı olduğu anlamına geliyor mu? Hayır.

Şu anda Şişhane'den Maslak'a gitmek için öncelikle Şişhane - Taksim hattını kullanarak Taksim'e geçmeniz, orada tren değiştirip alışık olduğumuz metro hattını kullanarak 4. Levent'e kadar gitmeniz ve 4. Levent'e ulaşınca bir kez daha tren değiştirmeniz gerekiyor. Kesintisiz seferler Temmuz'da başlayacakmış.

Kısa bir tarihçe sokuşturmak istiyorum araya izninizle: Taksim - 4. Levent metro hattının temeli 1992'de atıldı, hat 2000'de hizmete girdi. 2009'da ilk sonucunu aldığımız uzatma çalışmaları ise 1999 senesinde, yani daha asıl hat bile hizmete açılmadan başladı.

Bu durumda, on yıldır hazırlanan bu hizmet neden tam entegrasyon sağlanamadan, yarım yamalak bir şekilde başladı, altı ay daha sabredemez miydik diye düşünüyor olabilirsiniz. Tabii ki sabredemezdik! Zira, kısa vadeli yatırımlarımızı hemen toparlayıp yerel seçimlere yetiştirmek zorundaydık. Bu arada, İstanbul trafiği için yapılan bir başka kısa vadeli çözüm olan Metrobüs de Şubat'ta Anadolu Yakası'nda. Törenlere bekleriz.

Efendim, 30 Ocak'ta sayın Başbakanımız'ın da katıldığı büyük bir törenle -O kadar büyük önemi haiz bir törendi ki, Başbakan'ımız Davos'la ilgili açıklamalarını da bu güne sakladı bildiğiniz gibi-
açıldı. Açıldı derken yanlış anlamayın lütfen, sadece sayın Başbakanımız için açıldı. Halkımızın bu yüce hattı kullanabilmesi için bir gün daha beklemesi gerekiyordu. Binaenaleyh bendeniz de, sayın Başbakanımız'ın mahiyetinde yer almadığımdan ancak dün kullanabildim gıcır gıcır Şişhane-Taksim hattını. Naçizane bir kaç gözlemimi izninizle paylaşayım:
  • Şişhane İstasyonu'nun tasarım olarak diğer istasyonlarla alakası yok, diğer istasyonlardaki renk konsepti ya da tabelalardaki grafik yaklaşım burada yer almıyor. Sanırsınız ki metro Taksim'den St. Petersburg metrosuna bağlanmış. Bu arada, istasyonun genel görselliği, duvarları süsleyen ve tek öğesi Rönesans'ın bize armağanı perspektif anlayışı olan bir kaç duvar resminin haricinde fena değil.

  • Yeni trenler güzel. Eski trenlerin istasyona girerken RABADARUBADA ritminin üzerine FIÇÇİYÜÜVVVİİİİŞŞŞŞ şeklinde attıkları soloyu atmıyorlar, akıllı uslu geliyorlar. İçerisi ferah, göstergeler teknolojik falan.

  • Halkımız yeniliklere olan sevgisini "Vay anasını" şeklinde göstermekten çekinmiyor. Şişhane istasyonu yolcular tarafından adeta bir müze gibi gezilmekte. Aynı ilgi trenlere de gösteriliyor. Özellikle "Sağlam mı acaba" diye trenin sağına soluna vuran amcaların bu yeni ulaşım aracını bu denli sahiplenmiş olmaları gözlerimi yaşarttı.

Bir başka ulaşımla alakalı yazımızın daha sonuna geldik, Teşekkür ederim.