29 Eylül 2010 Çarşamba

Yıllar sonra gelen ikinci Facebook yazısı...

Bugüne dair iki olay anlatayım izninizle:

1. Sabah, Dijital Marketing sektörünün içinde yer alan birisinin Facebook'un artık popüler olmadığını iddia ettiğine şahit oldum. Bu kanıya varmasındaki en büyük etkenin, kendisinin Facebook'a haftada bir mesajlarını kontrol etmek için girmesi olduğunu ekledi.

2. Akşam da, 1969 senesinde birlikte üniversiteye başlayıp mezun olduktan sonra -tek tük ikili ilişkiler haricinde- hiç görüşmemiş yaklaşık 30 kişilik bir grubun Nevizade'de buluşup, bolca rakı içip çılgınca eğlendiğine şahit oldum. Birbirlerini Facebook üzerinden bulmuşlardı.

28 Eylül 2010, böyle bir gündü...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Zamanın değiştiremediği birtakım şeyler...

1996 senesinin Kurban Bayramı'ydı yanlış hatırlamıyorsam, -Ramazan Bayramı da olabilir- Kıbrıs'a gitmiştik ailece. Kuzenlerimden birinin eşi orada çalışıyordu o sırada, biz de fırsattan istifade kuzenler vs. derken kalabalık bir KKTC çıkartması yapmıştık. Gidiş yolumuzdaki KTHY pilotu yol boyunca susmamış; Amerika'da gezdiği Boeing fabrikasında gördüğü testlerden girip, rulet masasında uğurlu sayısının kırmızı 23 olduğundan çıkmıştı.

Her neyse, bu anıdan bahsetmemin sebebi pilotun muhabbeti, Boeing fabrikası ya da Kıbrıs'ta geçirdiğim günler değil. Bu anıdan bahsetmemin sebebi, an itibariyle hazırlamakta olduğum sunum.

Biraz geriye gidelim:

Cuma akşamı ajanstan çıkarken, pazartesi günü öğlene yetiştirilmesi gereken sunumun metinlerini haftasonu yazacağımı söyledim.

Cuma gecesi, sabahın erken saatlerine kadar içtim.

Cumartesi öğleden sonra kalktım, akşamdan kalmalığımın etkisiyle bütün günü tembellik yaparak geçirdim. Akşama doğru kendime gelebildim. Yedi sene önce satın aldığım ama hiç izlemediğim bir DVD'yi koyup izledim nihayet: Fight Club -Sinemada izlemiştim.-. Akşamın ilerleyen saatlerini de NTV Radyo'dan caz dinleyerek ve kitap okuyarak geçirdim. Bir cumartesi akşamını evde, caz eşliğinde kitap okuyarak geçirdiğimi fark edince yaşlandığımı düşünerek korktum. Bütün yorgunluğumun üzerine bu korkuyu da ekleyerek yatağa çekildim.

Pazar sabahı kahvaltımı ettikten sonra evden çıktım, Kadıköy'e gittim. Sadun ve Mesut'la buluşarak Guitar Hero/Rock Band gibi şeyler oynadık. İki buçuk saat boyunca davul çaldım, sağ elimin işaret parmağı şişti. Sonra çıktık, bir şeyler yedik. Mesut gitti, Çimen geldi. Kadıköy'ün çeşitli mekanlarında oturup bira, kahve gibi şeyler tükettik. Son vapura bindim, Beşiktaş üzerinden eve geldim. Biraz oyalandıktan sonra sunumu yazmaya başladım.

Biraz daha geriye gidelim:

1996'daki bayram tatilinin son günü. Kahvaltıdan odaya dönüp çantamı toparlamaya başladım. Sırt çantamın arkalarında bayram tatili için verilmiş 20 sayfayı aşkın ingilizce ödevimi gördüm. Otelde, havaalanına giderken arabada, havaalanında, uçakta, eve giderken arabada ve evde ödev yaptım. Geceyarısı gibi yattım. Hayatımın o zamana kadarki en kötü günüydü.

Görüyorum ki, pek ders almamışım (:

7 Eylül 2010 Salı

A remembrance of things, along with other things...

I can think of more than a hundred reasons to be thankful to my brother, first of which is the fact that he's always been there for me. But tonight, I'm thanful for a particular one of those: his impact on my musical taste.

At the very core of my musical taste lie two bands, who have been there since the beginning of time (Since I consciously started enjoying music). These two bands are Iron Maiden and U2.

I know that their common points are not less numerous than goofy characters in a Christopher Nolan movie, but stuff happens...

Iron Maiden is a different story. The first time I've seen them live, July 17th 2005 in Paris, I almost felt like a devout christian witnessing a true miracle, by Jesus himself.

Tonight, for the first time, I've seen U2 live. I'm five years older than I was at that first Iron Maiden concert and to be frank, I didn't feel like I was witnessing a miracle, no...

It was something else. Something more personal maybe, along with a lot of other things. It was like revisiting a decade of my life and accepting it with all its joys and despairs. Tonight, I've seen the sixteen-year-old me. I've listened to that first mix-tape I'd made for my ex. And I've reaffirmed my faith in good music.

I am also thankful to my friends who have bought me the ticket for tonight. Along them, Beribik merits a special thank you for all the effort she's put through to get me that ticket (: