9 Ekim 2007 Salı

Kars Seyahati Bölüm 4: Erzurum ve Kürkçü Dükkanı

Bölüm 1: "Allah Allah, ne işin var ki Kars'ta?"
Bölüm 2: Serhat şehri Kars
Bölüm 3: Ağrı Dağı'nın gölgesinde

Ağrı Doğu Turizm'le seyahat ediyorum Doğubayazıt'tan Erzurum'a. Sanırım otobüste anadili Türkçe olan bir tek ben varım. Mesafe yaklaşık 300 kilometre, yol da biraz bozuk, toplam beş buçuk saat sürüyor. Ağrı'yı geçtikten sonra, Erzurum'a kadar iki defa Jandarma durduruyor kimlik kontrolü için.

Erzurum'da da yine bir yol ortasında indiriyor otobüs. Yine şehir merkezi olduğunu tahmin ettiğim yere doğru yürüyorum. Erzurum büyük bir şehir, yaklaşık yarım saat sürüyor şehir merkezine ulaşmam. Otel bakınıyorum, buluyorum: Esadaş Oteli, Doğubayazıt'ta olduğu gibi, burada da kablosuz internet mevcut. Otele yerleştikten sonra çıkıp yürüyorum Erzurum'da.

Erzurum'da bayağı bir yürüdüm. Sanırım şehir büyük olduğundan. Cumhuriyet Caddesi boyunca yürüyüp Çifte Minareli Medrese'yi gezdim önce. Sonra da onun karşısında yer alan Erzurum Kalesi'ne çıktım. Kale'den indikten sonra da Taş Mağazalar'dan aşağı doğru yürüdüm. Kısacası şehrin sokaklarını gezdim bolca. Havaalanı'na giden belediye otobüsleri İstasyon Meydanı'ndan kalkıyormuş, istasyonu buldum ben de. Daha sonra otele döndüm, hava da kararıyordu ve üşümeye başlamıştım, üzerime daha kalın bir şey alıp akşam yemeği yemek için çıktım dışarı.

Tam da o sırada iftar olmuştu. Erzurum'un İslam'ın yoğun olarak yaşandığı illerimizden biri olduğu biliyordum. Yine de, tam iftar vaktinde şehrin hayalet şehir havasına dönüşmüş olması ilginç geldi. Sokaklarda tek bir insan evladını görmeyi bırakın, herhangi bir araç (Belediye otobüsleri de dahil olmak üzere) geçmiyordu sokaklardan. Her neyse, gündüz gözüme kestirdiğim (Tabii gündüz kapalıydı) bir yere girdim, cağ kebabı yedim. Tatlı olarak da bir adet kadayıf dolması yedikten sonra otelime döndüm. Biraz televizyon seyredip; gerek sabahki beş buçuk saatlik yolculuğumun, gerekse Erzurum sokaklarında saatler süren yürüyüşlerimin yorgunluğuyla uyudum.

Sabah kalktım, üç sabahtır üst üste yaptığım üzere çantamı hazırladım ve otelden çıktım. İstasyon Meydanı'ndan beni havaalanına götürecek belediye otobüsüne bindim. Hikayenin geri kalanında çok ilginç bir şey yok hâliyle. Güvenlik kontrolü, check-in, güvenlik kontrolü derken havaalanındaki amcalardan birinin deyişiyle beni "Sabiha Gökçeada Havaalanı"na götürecek uçağıma biniyorum ve yaklaşık bir saat kırk dakika sonra, bir önceki gün tıkanmış olan kulağımda basınç farkından dolayı oluşan şiddetli bir ağrıyla İstanbul'a iniyorum: Tarih 25 Eylül 2007 Çarşamba, saat 14:20, İstanbul'da hava güneşli...

1 yorum:

  1. palandoken yastigin
    evleri yigin yigin
    dadaslarin elele
    alem senin asigin


    hadi gell erzuruma geeeeeeeeel

    YanıtlaSil